Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu ve Cezası (TCK m.160)

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu, başkasına ait bir eşyanın sahibinin zilyetliğinden kaybolma veya bir hata sonucunda kişinin eline geçmesi sonrasında, eşyanın iade edilmemesi ya da yetkili mercilere bildirimde bulunulmaksızın malik gibi kullanılması veya elden çıkarılması hâlinde gündeme gelen bir malvarlığı suçudur. Ankara Ceza Avukatı. Yenimahalle Ceza Avukatı

Giriş

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu, başkasına ait bir eşyanın sahibinin zilyetliğinden kaybolma veya bir hata sonucunda kişinin eline geçmesi sonrasında, eşyanın iade edilmemesi ya da yetkili mercilere bildirimde bulunulmaksızın malik gibi kullanılması veya elden çıkarılması hâlinde gündeme gelen bir malvarlığı suçudur.

Türk Ceza Kanunu’nun 160. maddesinde düzenlenen bu suç, hırsızlıktan önemli ölçüde farklıdır.

Burada eşyanın fail tarafından çalınarak elde edilmesi değil, kaybolmuş olması veya bir hata sonucunda failin eline geçmesi söz konusudur. Suç, failin bu şekilde eline geçen eşya üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmasıyla ortaya çıkar.

TCK m.160 ayrıca şikâyete bağlı bir suçtur ve uygulamada uzlaştırma ile basit yargılama bakımından da önem taşıyan sonuçları bulunmaktadır.

Yargıtay, TCK m.160 kapsamındaki suçun uzlaştırmaya tabi olduğunu ve uzlaştırma işlemleri yapılmadan hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu birçok kararında kabul etmiştir.

TCK m.160’da Düzenlenen Suç Nedir?

TCK m.160/1 şu düzenlemeyi içermektedir:

“Kaybedilmiş olması nedeniyle malikinin zilyedliğinden çıkmış olan ya da hata sonucu ele geçirilen eşya üzerinde, iade etmeksizin veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmeksizin, malik gibi tasarrufta bulunan kişi…”

bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Suçun soruşturulması ve kovuşturulması ise şikâyete bağlıdır.

Burada kanun koyucunun koruduğu temel değer, kişinin malvarlığı üzerindeki hakkıdır.

Ancak TCK m.160’ın kendine özgü yapısı nedeniyle suçun oluşabilmesi için eşyanın failin eline hangi şekilde geçtiği son derece önemlidir.

Kaybolmuş Eşya Üzerinde Tasarruf Ne Demektir?

Bir eşyanın kaybolması, sahibinin eşya üzerindeki fiilî hâkimiyetinin kendi iradesi dışında sona ermesi anlamına gelir.

Örneğin;

  • sokakta düşürülen cüzdan,
  • toplu taşımada unutulan telefon,
  • parkta bırakılmış çanta,
  • kaybedilmiş anahtar,
  • sahibinin nerede olduğunu bilmediği para veya elektronik eşya

kaybolmuş eşya niteliğinde olabilir.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır:

Bir eşyanın sahibinin bulunduğu yer bilinmiyor diye her eşya “kaybolmuş eşya” sayılmaz.

Yargıtay uygulamasında eşyanın gerçekten sahibinin zilyetliğinden çıkmış olması ve malikin eşya üzerindeki fiilî tasarruf imkânını kaybetmiş bulunması önem taşır.

Sahibinin kim olduğu kolaylıkla anlaşılabilen veya eşyanın nerede bulunduğu bilinen durumlarda TCK m.160 yerine başka bir suç tipinin gündeme gelmesi mümkündür.

Hata Sonucu Ele Geçen Eşya Nedir?

TCK m.160 yalnızca kaybolmuş eşyayı değil, hata sonucu kişinin eline geçen eşyayı da kapsamaktadır.

Burada eşya kişinin iradesi dışında kaybolmamış olabilir. Eşyanın kişiye teslim edilmesinde veya aktarılmasında bir hata meydana gelmiş olabilir.

Örneğin;

  • yanlış kişiye para gönderilmesi,
  • yanlış ürünün teslim edilmesi,
  • bir banka veya ATM işlemindeki teknik hata nedeniyle kişinin hesabına fazladan para geçmesi,
  • başka bir kişinin eşyasının yanlışlıkla kişiye verilmesi

somut olayın özelliklerine göre TCK m.160 bakımından değerlendirme konusu olabilir.

Nitekim Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 2025 tarihli bir kararında, yazılım hatası nedeniyle kişinin hesabında para bulunmamasına rağmen ATM’den birden fazla kez para çekmesi, olayın özellikleri kapsamında TCK m.160 ve zincirleme suç hükümleri yönünden değerlendirilmiştir.

Bu nedenle TCK m.160 yalnızca klasik anlamda “yolda bulunan cüzdan” olaylarından ibaret değildir.

Kaybolmuş Eşyayı Bulmak Suç Mudur?

Hayır.

Bir kişinin kaybolmuş bir eşyayı bulması tek başına TCK m.160 kapsamında suç oluşturmaz.

Suçun ortaya çıkması için kişinin bulduğu eşya üzerinde malik gibi tasarrufta bulunması ve bunu yaparken eşyayı iade etmemesi veya yetkili mercileri durumdan haberdar etmemesi gerekir.

Dolayısıyla:

Eşyayı bulmak ≠ suç

ancak

Bulunan eşyayı sahibine iade etmemek ve malik gibi kullanmak/tasarruf etmek = TCK m.160 bakımından suç oluşturabilir.

Burada kişinin eşyayı bulduğu andaki davranışı ile sonrasında yaptığı işlemler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Bulunan Eşyayı Kullanmak Suç Mudur?

Somut olayın şartlarına göre evet.

Örneğin kişi yerde bulduğu bir telefonu sahibine teslim etmek veya yetkili mercilere bildirmek yerine kendi telefonu gibi kullanmaya başlarsa, TCK m.160 kapsamında değerlendirme yapılabilir.

Aynı şekilde bulunan;

  • kredi kartını kullanmak,
  • parayı harcamak,
  • telefonu satmak,
  • bilgisayarı elden çıkarmak,
  • ziynet eşyasını satmak

gibi davranışlar da eşya üzerinde malik gibi tasarruf edilmesi bakımından önem taşır.

Burada suçun oluşumu açısından yalnızca eşyanın fiziksel olarak alınmış olması değil, failin eşya üzerindeki davranışının niteliği belirleyicidir.

Bulunan Para Harcanırsa Ne Olur?

Bulunan veya hata sonucu kişinin hesabına geçen paranın, sahibine iade edilmeden ve yetkili merciler durumdan haberdar edilmeden kişinin kendi parasıymış gibi kullanılması, somut olayın koşullarına göre TCK m.160 kapsamında değerlendirilebilir.

Özellikle banka transferlerinde;

“Para yanlışlıkla hesabıma geldi, ben de harcadım.”

şeklindeki savunmanın tek başına yeterli olduğu söylenemez.

Paranın gerçekten hata sonucu gelip gelmediği, kişinin bunu ne zaman öğrendiği, paranın sahibinin belirlenebilir olup olmadığı ve failin buna rağmen parayı kullanıp kullanmadığı araştırılmalıdır.

ATM’nin Fazla Para Vermesi Durumunda Suç Oluşur mu?

Bu soru TCK m.160 açısından oldukça önemlidir.

ATM veya başka bir teknik sistem nedeniyle kişinin hak ettiğinden daha fazla para alması hâlinde, kişinin bu fazlalığın hata sonucu ortaya çıktığını bilmesine rağmen parayı kendisine aitmiş gibi kullanması hukuki sorumluluk doğurabilir.

Yargıtay’ın güncel içtihatlarından birinde de yazılım hatası nedeniyle hesabında para bulunmayan kişinin ATM’den birden fazla kez para çekmesi TCK m.160 kapsamında değerlendirilmiştir.

Dolayısıyla:

“ATM verdi, ben de aldım.”

şeklindeki yaklaşım her olayda kişiyi sorumluluktan kurtarmaz.

Önemli olan kişinin paranın kendisine ait olmadığını bilip bilmediği ve bu bilgiye rağmen nasıl davrandığıdır.

Yanlışlıkla Gönderilen Para Harcanırsa Suç Oluşur mu?

Bu olayda da somut olayın bütün koşulları değerlendirilmelidir.

Örneğin A kişisi yanlışlıkla B kişisinin hesabına 50.000 TL gönderiyor.

B;

  1. paranın kendisine ait olmadığını öğreniyor,
  2. gönderen kişinin kim olduğunu biliyor veya belirlenebilir durumda olduğunu görüyor,
  3. buna rağmen parayı iade etmiyor,
  4. parayı kendi hesabından çekiyor veya başka yere aktarıyor.

Bu durumda TCK m.160 bakımından değerlendirme yapılabilir.

Ancak kişinin paranın hata sonucu gönderildiğini bilip bilmediği ve hangi aşamada öğrendiği özellikle önemlidir.

TCK m.160’ın Oluşması İçin Hangi Şartlar Aranır?

Suçun temel unsurlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

Eşya başkasına ait olmalıdır.

Kişinin kendi malı üzerinde bu suç oluşmaz.

Eşya malikinin zilyetliğinden çıkmış olmalıdır.

Bu durum;

  • kaybolma,
  • hata sonucu ele geçme

şeklinde gerçekleşebilir.

Eşya failin eline bu şekilde geçmiş olmalıdır.

Failin eşyayı çalması hâlinde TCK m.160 değil, şartları varsa hırsızlık hükümleri gündeme gelir.

Fail eşya üzerinde malik gibi tasarrufta bulunmalıdır.

Örneğin;

  • kullanmak,
  • satmak,
  • devretmek,
  • tüketmek,
  • başka birine vermek

gibi davranışlar bu kapsamda değerlendirilebilir.

Eşya iade edilmemeli veya yetkili merciler haberdar edilmemelidir.

Bu iki davranış, maddenin özel düzenlemesinin merkezinde bulunmaktadır.

Suçun Manevi Unsuru

TCK m.160 bakımından kast önemlidir.

Kişinin eşyanın kendisine ait olmadığını ve kaybolmuş veya hata sonucu eline geçmiş olduğunu bilmesi, buna rağmen eşya üzerinde malik gibi davranması gerekir.

Örneğin kişi gerçekten kendisine ait olduğunu düşünerek bir telefonu almışsa ve daha sonra telefonun başkasına ait olduğunu öğrenmişse, olayın sonraki aşamadaki davranışları ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu nedenle:

Eşyanın başkasına ait olduğunu bilmek + buna rağmen malik gibi tasarruf etmek

TCK m.160 bakımından önemli bir değerlendirme alanıdır.

Hırsızlık Suçu ile Arasındaki Fark

TCK m.160’ın en çok karıştırıldığı suçlardan biri hırsızlıktır.

Hırsızlıkta

Fail, başkasının zilyetliğindeki taşınır malı zilyedinin rızası olmadan bulunduğu yerden alır.

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarrufta ise

Eşya zaten;

  • kaybolmuştur veya
  • bir hata nedeniyle failin eline geçmiştir.

Bu nedenle eşyanın fail tarafından nasıl elde edildiği, suç vasfının belirlenmesinde kritik öneme sahiptir.

Yargıtay da sahibinin çok kısa süre önce eşyayı bıraktığı yeri bildiği ve eşyanın sahibinin kolaylıkla belirlenebildiği bir olayda, TCK m.160 yerine hırsızlık hükümlerinin uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.

Bu nedenle bir dosyada:

“Telefonu aldı.”

demek yeterli değildir.

Telefonu nereden, ne zaman ve hangi koşullarda aldı?

sorusunun cevabı suçun niteliğini değiştirebilir.

Güveni Kötüye Kullanma ile Farkı

TCK m.155’te düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunda eşya başlangıçta belirli bir amaçla ve rıza ile failin zilyetliğine bırakılır.

Örneğin:

“Bu bilgisayarı bir hafta kullan, sonra geri getir.”

denilerek teslim edilen bilgisayarın satılması, güveni kötüye kullanma bakımından değerlendirilir.

TCK m.160’ta ise eşyanın failin eline geçişi;

kaybolma veya hata

sonucunda gerçekleşir.

Bu nedenle iki suç arasındaki temel ayrımlardan biri eşyanın failin zilyetliğine hangi nedenle geçtiğidir.

Dolandırıcılık ile Farkı

Dolandırıcılıkta fail, mağduru hileli davranışlarla aldatarak malvarlığı yararı sağlar.

TCK m.160’ta ise mağdurun aldatılması şart değildir.

Eşya;

  • kaybolmuş olabilir veya
  • hata sonucu failin eline geçmiş olabilir.

Dolayısıyla bulunan bir cüzdanı sahibini kandırarak almak ile sokakta bulunan cüzdanı sahibine iade etmeyerek kullanmak birbirinden farklı suç tipleri bakımından değerlendirilir.

Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi ile Farkı

TCK m.165’te düzenlenen suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi de TCK m.160 ile karıştırılabilir.

TCK m.165’te kişi, bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı, o suça iştirak etmeksizin satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi olarak düzenlenmiştir.

TCK m.160’ta ise eşyanın kaybolmuş veya hata sonucu ele geçirilmiş olması söz konusudur.

Dolayısıyla:

Kaybolmuş eşya → TCK m.160

Başka bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşya → şartları varsa TCK m.165

şeklindeki ayrım başlangıç noktasıdır.

Bu nedenle serimizde daha önce ele aldığımız Hırsızlık Suçu, Güveni Kötüye Kullanma Suçu, Dolandırıcılık Suçu ve ilerleyen bölümde inceleyeceğimiz Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi birbirleriyle bağlantılı olarak değerlendirilmelidir.

TCK m.160’ın Cezası Nedir?

TCK m.160 kapsamında:

Bir yıla kadar hapis veya adli para cezası

öngörülmektedir. Suçun takibi ise şikâyete bağlıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kanunun “bir yıla kadar hapis veya adli para cezası” öngörmesidir.

Somut olayda;

  • failin kastı,
  • suçun işleniş biçimi,
  • eşyanın niteliği,
  • zararın boyutu,
  • failin geçmişi,
  • diğer kişiselleştirme hükümleri

cezanın belirlenmesinde ayrıca dikkate alınabilir.

Kaybolmuş Eşyaya İlişkin Suç Şikâyete Tabi midir?

Evet.

TCK m.160 açıkça “şikâyet üzerine” ifadesini kullanmaktadır.

Bu nedenle mağdurun şikâyeti olmaksızın TCK m.160 kapsamında kamu davası yürütülmesi mümkün değildir.

Şikâyet süresi bakımından ise genel kural olarak mağdurun fiili ve failin kim olduğunu öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde şikâyet hakkını kullanması gerekir.

Bu nedenle kaybolan eşyanın bulunması ile failin kimliğinin öğrenilmesi arasındaki tarihlerin birbirinden ayrılması önem taşıyabilir.

Kaybolmuş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçu Uzlaştırmaya Tabi midir?

Evet.

TCK m.160, şikâyete bağlı bir suç olduğu için CMK m.253 kapsamında uzlaştırma mekanizmasının uygulanabildiği suçlardan biridir.

Yargıtay 17. Ceza Dairesi, TCK m.160 kapsamında mahkûmiyet kurulmasına rağmen uzlaştırma işlemlerinin yapılmadığı bir dosyada, suçun uzlaştırmaya tabi olması nedeniyle kararın bozulması gerektiğine hükmetmiştir.

Yargıtay 13. Ceza Dairesinin bir başka kararında da TCK m.160 suçunun şikâyete tabi olması nedeniyle CMK m.253 kapsamında uzlaşma hükümlerinin uygulanması gerektiği açıkça belirtilmiştir.

Dolayısıyla bu suç bakımından uzlaştırma, yalnızca teorik bir ihtimal değildir; uygulamada doğrudan önem taşıyan bir kurumdur.

Uzlaşma Sağlanırsa Ne Olur?

Uzlaşmanın kanuni şartlar içerisinde gerçekleşmesi hâlinde ceza muhakemesi bakımından önemli sonuçlar doğabilir.

Bu nedenle TCK m.160 kapsamında soruşturma yürütülen bir dosyada, uzlaştırma sürecinin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği ayrıca incelenmelidir.

Yargıtay uygulamasında, uzlaştırma işlemleri tamamlanmadan hüküm kurulması bozma nedeni olarak kabul edilmiştir.

Basit Yargılama Usulü Uygulanabilir mi?

TCK m.160 bakımından basit yargılama usulü de gündeme gelebilir.

Bunun nedeni, suçun kanuni cezasının üst sınırının bir yıl olmasıdır. CMK m.251’de, asliye ceza mahkemesinin görev alanına giren ve adli para cezasını veya üst sınırı iki yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanabilmesine ilişkin düzenleme bulunmaktadır.

Yargıtay kararlarında TCK m.160 bakımından uzlaştırma ile birlikte basit yargılama usulünün sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği de görülmektedir.

Ancak burada önemli bir sıralama vardır:

Önce suçun uzlaştırma kapsamında olup olmadığı ve uzlaştırma süreci, ardından şartları varsa basit yargılama usulü değerlendirilmelidir.

Etkin Pişmanlık TCK m.160’da Uygulanır mı?

Burada önceki makalelerimizden önemli bir farklılık bulunmaktadır.

TCK m.168’de düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri TCK m.160 bakımından özel olarak öngörülmemiştir.

TCK m.168; hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık gibi belirli suçları açıkça saymaktadır. TCK m.160 bu listede yer almamaktadır.

Dolayısıyla:

“Bulduğum eşyayı geri verirsem TCK m.168 kapsamında etkin pişmanlıktan yararlanırım.”

şeklinde genel bir sonuç çıkarılamaz.

Ancak eşyanın iade edilmesi veya zararın giderilmesi, somut olayda cezanın bireyselleştirilmesi ve diğer lehe hükümlerin değerlendirilmesi bakımından önem taşıyabilir.

Burada TCK m.168’deki özel etkin pişmanlık indirimi ile genel anlamda pişmanlık/zararın giderilmesinin sonuçlarını birbirinden ayırmak gerekir.

TCK m.167’deki Akrabalık Hükümleri Uygulanabilir mi?

Evet, şartları oluştuğunda gündeme gelebilir.

TCK m.160, TCK’nın malvarlığına karşı suçların düzenlendiği bölümde yer almaktadır. TCK m.167 ise yağma ve nitelikli yağma dışındaki bu bölümde yer alan suçlar bakımından belirli akrabalık ilişkilerinde şahsi cezasızlık veya ceza indirimi öngörmektedir.

Dolayısıyla TCK m.160 bakımından da TCK m.167’nin uygulanabilirliği somut olayın şartlarına göre değerlendirilmelidir.

Örneğin kanunda belirtilen şartlarla;

  • ayrılık kararı verilmemiş eş,
  • üstsoy veya altsoy,
  • belirli kayın hısımları,
  • evlat edinen veya evlatlık,
  • aynı konutta yaşayan kardeş

bakımından şahsi cezasızlık sonucu gündeme gelebilir.

TCK m.167/2 kapsamındaki diğer akrabalık ilişkilerinde ise şikâyet üzerine verilecek cezanın yarısı oranında indirilmesi söz konusu olabilir.

Bu nedenle aile içindeki bir eşya üzerinde gerçekleştirilen fiilde yalnızca TCK m.160’a bakılması yeterli değildir.

Kaybolmuş Eşyayı Bulduktan Sonra Satmak Suç Mudur?

Somut olayın şartlarına göre TCK m.160 kapsamında suç oluşturabilir.

Örneğin kişi yerde bulduğu değerli bir saati sahibine teslim etmek yerine internet üzerinden satışa çıkarırsa, artık yalnızca “eşyayı bulma” aşamasından değil, eşya üzerinde malik gibi tasarruf etme aşamasından söz edilir.

Burada eşyanın satışının gerçekleşip gerçekleşmemesi de olayın değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.

Bulunan Telefonu Kullanmak veya Satmak

Telefon bakımından özellikle şu ayrım önemlidir:

Telefon kaybolmuşsa

Kişi telefonu bulur ve sahibine iade etmek yerine kullanmaya başlarsa TCK m.160 gündeme gelebilir.

Telefonun sahibi telefonu masada bırakmış ve kısa süre sonra dönmüşse

Eşyanın gerçekten “kaybolmuş” sayılıp sayılmayacağı ayrıca incelenir.

Yargıtay uygulamasında sahibinin telefonunu kısa süre önce bıraktığı yerin belli olduğu ve sahibinin çok kısa sürede geri döndüğü olaylarda TCK m.160 yerine hırsızlık hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir.

Bu nedenle özellikle telefon, çanta ve cüzdan gibi günlük hayatta sık karşılaşılan eşyalarda olayın yer, zaman ve koşulları büyük önem taşır.

Bulunan Kredi Kartını Kullanmak

Bulunan kredi veya banka kartının kullanılması, yalnızca TCK m.160 açısından değil, somut olayın niteliğine göre başka ceza hukuku hükümleri açısından da değerlendirme gerektirebilir.

Özellikle;

  • kartın kullanılıp kullanılmadığı,
  • kartın kime ait olduğu,
  • kartın nasıl ele geçirildiği,
  • hangi işlemlerin gerçekleştirildiği,
  • failin kart sahibini bilip bilmediği

araştırılmalıdır.

Bu nedenle bulunan bir kartın kullanılması olayında yalnızca “kaybolmuş eşya” başlığı altında değerlendirme yapmak yeterli olmayabilir.

Hata Sonucu Hesaba Gelen Para ile İlgili Deliller

Banka veya dijital ödeme sistemi kaynaklı hatalarda;

  • hesap hareketleri,
  • EFT/havale kayıtları,
  • işlem tarihleri,
  • banka yazışmaları,
  • ATM kayıtları,
  • kamera görüntüleri,
  • teknik sistem kayıtları,
  • SMS bildirimleri,
  • mobil bankacılık kayıtları

önem taşıyabilir.

Özellikle failin hatanın farkına ne zaman vardığı suçun manevi unsuru bakımından önemlidir.

Ankara’da Kaybolmuş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçunda Nelere Dikkat Edilmelidir?

Ankara’da kaybolan bir telefon, cüzdan, banka kartı, para veya başka bir eşyanın bulunması sonrasında ortaya çıkan uyuşmazlıklarda olayın nerede ve nasıl gerçekleştiğinin belgelenmesi önem taşır.

Örneğin;

  • Ankara’da toplu taşıma aracında unutulan telefon,
  • bir alışveriş merkezinde bulunan cüzdan,
  • ATM’den hata sonucu çekilen para,
  • banka hesabına yanlışlıkla gönderilen tutar,
  • işyerinde yanlışlıkla teslim edilen eşya

gibi olayların her biri aynı hukuki sonuca sahip değildir.

Özellikle eşyanın kaybolmuş mu, unutulmuş mu, hata sonucu mu teslim edilmiş olduğu ve kişinin eşyayı hangi koşullarda ele geçirdiği belirlenmelidir.

Bu nedenle Ankara’da yürütülen soruşturmalarda kamera kayıtları, banka hareketleri, dijital kayıtlar ve tanık anlatımları suçun doğru nitelendirilmesi bakımından önem taşıyabilir.

Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf Suçunda Deliller

Somut olayın niteliğine göre;

  • kamera kayıtları,
  • banka kayıtları,
  • ATM görüntüleri,
  • güvenlik kamerası görüntüleri,
  • telefon kayıtları,
  • mesajlaşmalar,
  • internet satış ilanları,
  • tanık beyanları,
  • teslim tutanakları,
  • eşyanın bulunma yeri,
  • eşyanın iade edilip edilmediğine ilişkin belgeler

delil olarak değerlendirilebilir.

Özellikle dijital ortamda gerçekleştirilen tasarruflarda zaman damgası ve işlem kayıtları, kişinin eşyanın başkasına ait olduğunu ne zaman öğrendiğinin belirlenmesine yardımcı olabilir.

Suçun Görevli Mahkemesi

TCK m.160 kapsamında öngörülen cezanın üst sınırı bir yıl olduğundan, suçun yargılamasında kural olarak asliye ceza mahkemesi görev alanında değerlendirme yapılır.

Ayrıca suçun ceza miktarı nedeniyle, şartları oluştuğunda basit yargılama usulü de gündeme gelebilir. Yargıtay’ın TCK m.160 dosyalarında bu usulün sanık lehine değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin kararları bulunmaktadır.

Dava Zamanaşımı

TCK m.160’da öngörülen hapis cezasının üst sınırı bir yıl olduğundan, genel dava zamanaşımı hükümleri bakımından beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmeyen suçlar için öngörülen süre dikkate alınır.

TCK m.66 kapsamında bu suçlar için genel dava zamanaşımı sekiz yıldır.

Bununla birlikte zamanaşımını kesen veya durduran nedenler ayrıca değerlendirilmelidir.

Kaybolmuş Eşya Üzerinde Tasarruf ile Hırsızlık Arasındaki Sınır Neden Bu Kadar Önemli?

Çünkü iki suçun ceza ve usul sonuçları birbirinden farklıdır.

Hırsızlıkta fail, başkasının zilyetliğindeki malı zilyedinin rızası olmadan alır.

TCK m.160’ta ise eşya zaten;

kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş durumdadır.

Bu nedenle ceza soruşturmasında ilk sorulması gerekenlerden biri:

“Şüpheli eşyayı nasıl elde etti?”

sorusudur.

Bu sorunun cevabı, olayın;

  • hırsızlık,
  • kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf,
  • güveni kötüye kullanma,
  • suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi

suçlarından hangisine daha yakın olduğunu belirlemede temel rol oynar.

Sıkça Sorulan Sorular

Kaybolmuş bir eşyayı bulmak suç mudur?

Hayır. Eşyayı bulmak tek başına suç değildir. Ancak bulunan eşya iade edilmeksizin veya yetkili merciler haberdar edilmeksizin malik gibi kullanılır ya da üzerinde tasarrufta bulunulursa TCK m.160 gündeme gelebilir.

Bulduğum telefonu kullanırsam suç olur mu?

Eşyanın kaybolmuş olduğu ve kişinin bunu bilmesine rağmen telefonu sahibine iade etmeyerek malik gibi kullandığı belirlenirse TCK m.160 kapsamında suç oluşabilir.

Bulduğum cüzdanı satarsam ne olur?

Kaybolmuş cüzdan üzerinde sahibine iade etmeden malik gibi tasarrufta bulunulması TCK m.160 kapsamında değerlendirilebilir.

Yanlışlıkla hesabıma gelen parayı harcamak suç mudur?

Paranın hata sonucu geldiği bilindiği hâlde sahibine iade edilmemesi veya yetkili mercilere bildirilmeden malik gibi tasarrufta bulunulması TCK m.160 bakımından değerlendirilebilir.

ATM fazla para verirse harcayabilir miyim?

ATM’nin teknik hatası nedeniyle size ait olmayan parayı aldığınızı bildiğiniz hâlde kullanmanız ceza sorumluluğu doğurabilir.

Yargıtay, teknik hata sonucu ATM’den fazladan para çekilmesini TCK m.160 kapsamında değerlendiren kararlar verebilmektedir.

TCK 160 uzlaştırmaya tabi midir?

Evet. TCK m.160 kapsamındaki suç uzlaştırmaya tabidir. Yargıtay, uzlaştırma işlemleri yapılmadan hüküm kurulmasını hukuka aykırı kabul etmiştir.

TCK 160’da etkin pişmanlık var mı?

TCK m.168’de özel olarak düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri TCK m.160’ı kapsamamaktadır. Ancak eşyanın iadesi ve zararın giderilmesi somut olayda diğer lehe hükümlerin değerlendirilmesi bakımından önem taşıyabilir.

Kaybolmuş eşya üzerinde tasarruf suçunun cezası nedir?

TCK m.160 kapsamında bir yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmektedir.

Bu suç şikâyete tabi midir?

Evet. TCK m.160 açıkça soruşturma ve kovuşturmayı şikâyete bağlı tutmaktadır.

Hırsızlık ile TCK m.160 arasındaki fark nedir?

Hırsızlıkta mal, zilyedinin rızası olmadan bulunduğu yerden alınır. TCK m.160’ta ise eşya kaybolmuş veya hata sonucu kişinin eline geçmiştir.

Bulunan eşyanın sahibini bilmiyorsam ne yapmalıyım?

Eşyanın sahibini belirlemeye çalışmak ve koşullara göre yetkili mercileri durumdan haberdar etmek en güvenli hukuki yoldur. Eşyayı kendisininmiş gibi kullanmak veya elden çıkarmak ceza sorumluluğu doğurabilir.

Sonuç

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu, ilk bakışta basit bir “bulunan eşyayı geri vermeme” meselesi gibi görünse de, ceza hukuku bakımından oldukça önemli ayrımlar içeren bir suç tipidir.

TCK m.160 kapsamında suçun oluşabilmesi için eşyanın;

kaybolmuş olması veya hata sonucu ele geçirilmesi, ardından kişinin eşyayı iade etmeksizin ya da yetkili mercileri haberdar etmeksizin malik gibi tasarruf etmesi gerekir.

Suç şikâyete tabidir ve kanunda bir yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür.

Ancak olayın doğru nitelendirilmesi açısından eşyanın failin eline nasıl geçtiği büyük önem taşır.

Sahibinin eşyayı kaybettiği bir olay ile sahibinin eşyayı belirli bir yere bıraktığı ve failin bunu bilerek aldığı olay aynı değildir. Yargıtay uygulamasında da bu ayrım özellikle vurgulanmaktadır.

TCK m.160’ın hırsızlık, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık ve suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçlarından ayrılması gerekir.

Ayrıca suçun uzlaştırmaya tabi olması ve şartları bulunduğunda basit yargılama usulünün gündeme gelebilmesi, dosyanın usulî boyutunu da önemli hâle getirmektedir.

Yargıtay, TCK m.160 bakımından uzlaştırma yapılmadan hüküm kurulmasını bozma nedeni olarak kabul etmiştir.

Buna karşılık önceki makalelerimizde ayrıntılı olarak ele aldığımız TCK m.168 etkin pişmanlık hükümleri TCK m.160 için doğrudan uygulanmaz. Bu ayrım özellikle önemlidir.

Sonuç olarak Ankara’da veya Türkiye’nin herhangi bir yerinde kaybolmuş bir eşyanın bulunması, yanlışlıkla hesaba para geçmesi ya da bir eşyanın hata sonucu teslim edilmesi gibi durumlarda yalnızca eşyanın kimin elinde bulunduğuna bakmak yeterli değildir.

Eşyanın nasıl elde edildiği, failin eşyanın başkasına ait olduğunu ne zaman öğrendiği, iade veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği ve eşya üzerinde ne şekilde tasarrufta bulunulduğu birlikte değerlendirilmelidir.

TELİF HAKKI VE İÇERİK KULLANIM UYARISI

TELİF HAKKI VE İÇERİK KULLANIM UYARISI

Bu internet sitesinde yer alan tüm makale, hukuki değerlendirme, bilgi notu, görsel, tablo ve diğer içerikler; aksi açıkça belirtilmedikçe Av. Aybüke Uyma / Uyma Hukuk & Danışmanlık tarafından hazırlanmış olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, ilgili diğer mevzuat ve uluslararası telif hakkı düzenlemeleri kapsamında korunmaktadır.

Sitemizde yayımlanan içerikler düzenli olarak arşivlenmekte, elektronik kayıt altına alınmakta ve gerektiğinde içeriklerin oluşturulma tarihini ispatlamaya elverişli dijital kayıtlar muhafaza edilmektedir. Ayrıca internet ortamındaki izinsiz kopyalamalara karşı periyodik kontroller gerçekleştirilmektedir. İçeriklerin tamamının veya herhangi bir bölümünün; izinsiz şekilde kopyalanması, çoğaltılması, yeniden yayımlanması, farklı internet sitelerinde paylaşılması, yapay zekâ sistemlerine toplu veri olarak aktarılması, ticari amaçla kullanılması veya kaynak gösterilmeksizin aynen ya da büyük ölçüde benzer şekilde yayımlanması hukuka aykırıdır.

İzinsiz kullanımın tespiti hâlinde; ihlalin niteliğine göre erişimin engellenmesi, içeriğin kaldırılması, maddi ve manevi tazminat talepleri ile gerekli görülen diğer hukuki ve cezai başvurular dâhil olmak üzere tüm yasal haklarımız saklıdır. Meslektaşlarımızın; bilimsel çalışma, hukuki araştırma ve dilekçelerinde, kaynak göstermek, meslek etik kurallarına uymak ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun hareket etmek kaydıyla makale içeriklerinden yararlanmaları bakımından sakınca bulunmamaktadır. Bu sitede yer alan içeriklerin izinsiz çoğaltılması veya yeniden yayımlanması yerine, ilgili makalenin bağlantısının (URL) paylaşılması tavsiye edilmektedir.