İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu (TCK m.117)

iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu, düşük ücret, orantısız düşük ücret, sömürme

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçu Nedir?

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde düzenlenen ve kişilerin serbestçe çalışma, meslek seçme, çalışma hayatını sürdürme ve emeğinin karşılığını insan onuruna uygun koşullarda elde edebilme özgürlüğünü koruma altına alan suç tipidir.

Çalışma özgürlüğü, bireyin ekonomik ve sosyal yaşamını sürdürebilmesinin temel unsurlarından biridir. Kişinin hangi işi yapacağına, hangi koşullarda çalışacağına ve emeğini nasıl değerlendireceğine özgür iradesiyle karar verebilmesi, demokratik hukuk devletinin temel ilkeleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle çalışma hayatına yönelik cebir, tehdit veya diğer hukuka aykırı müdahaleler yalnızca bireysel hakları değil, aynı zamanda çalışma barışını ve kamu düzenini de olumsuz etkileyebilmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesi, iş ve çalışma hürriyetini farklı görünüm şekilleriyle koruma altına almaktadır. Madde kapsamında yalnızca kişinin çalışma özgürlüğünün cebir, tehdit veya hukuka aykırı davranışlarla engellenmesi değil; çaresizlik, kimsesizlik veya bağlılığın sömürülmesi suretiyle ücretsiz ya da açıkça orantısız düşük ücretle çalıştırılması, insan onuruyla bağdaşmayan çalışma ve konaklama koşullarına maruz bırakılması, bu amaçlarla kişilerin tedarik edilmesi veya nakledilmesi ile işçi veya işverenlerin cebir ya da tehditle belirli çalışma koşullarını kabul etmeye zorlanması da suç olarak düzenlenmiştir.

Bu yönüyle TCK’nın 117. maddesi, yalnızca çalışma özgürlüğünü değil, aynı zamanda insan onuruna yakışır çalışma hakkını ve çalışma hayatındaki temel hakların korunmasını amaçlayan kapsamlı bir ceza normudur.

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun oluşup oluşmadığı değerlendirilirken; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, cebir veya tehdidin bulunup bulunmadığı, çalışma koşullarının insan onuruyla bağdaşır olup olmadığı, mağdurun içinde bulunduğu durumun sömürülüp sömürülmediği ve olayın tüm özellikleri birlikte değerlendirilmektedir.

Kanun Metni

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu şu şekilde düzenlenmiştir:

“(1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlal eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

(2) Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tabi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası verilir.

(3) Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”

Kanun koyucu bu düzenleme ile çalışma hayatında kişilerin özgür iradelerini ortadan kaldıran, insan onurunu zedeleyen ve çalışma barışını bozan davranışları cezai yaptırıma bağlayarak hem bireysel hakları hem de toplumsal düzeni koruma altına almıştır.

İş ve Çalışma Hürriyetinin Anayasal Güvencesi

İş ve çalışma hürriyeti, bireyin ekonomik bağımsızlığını sağlayan, kişiliğini geliştirmesine katkıda bulunan ve insan onuruna uygun bir yaşam sürdürebilmesinin temel şartlarından biri olan anayasal bir haktır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 48. maddesi, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğunu düzenlemektedir. Bu hüküm uyarınca kişiler, kanunda öngörülen sınırlar içerisinde meslek seçme, ticari faaliyette bulunma ve çalışma hayatına ilişkin kararlarını özgür iradeleriyle verebilme hakkına sahiptir.

Anayasa’nın 49. maddesi ise çalışmayı herkes için bir hak ve ödev olarak kabul etmekte; devletin çalışma hayatını geliştirmek, çalışanları korumak ve işsizliği önlemeye yönelik tedbirleri almakla yükümlü olduğunu belirtmektedir.

Bunun yanında Anayasa’nın 50. maddesi, çalışma şartlarının çalışanların yaşına, cinsiyetine ve güçlerine uygun olması gerektiğini düzenleyerek insan onuruna yaraşır çalışma koşullarını anayasal güvence altına almaktadır. Dinlenme hakkı, çalışma süreleri ve çalışanların korunmasına ilişkin düzenlemeler de bu anayasal korumanın önemli unsurlarını oluşturmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesi, Anayasa’nın 48, 49 ve 50. maddelerinde güvence altına alınan çalışma özgürlüğü ile insan onuruna uygun çalışma hakkının ceza hukuku alanındaki tamamlayıcı güvencesini oluşturmaktadır. Böylece çalışma yaşamına yönelik cebir, tehdit, sömürü ve insan onurunu zedeleyen uygulamalar belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde suç olarak kabul edilmektedir.

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçunun Koruduğu Hukuki Değer

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesi ile korunan temel hukuki değer, bireyin serbestçe çalışma, emeğini değerlendirme ve insan onuruna uygun koşullarda çalışma hakkıdır.

Bu suç tipi yalnızca bireyin ekonomik faaliyet özgürlüğünü korumayı amaçlamamakta; aynı zamanda çalışma hayatında özgür iradeye dayalı karar alma hakkını, insan onurunu, çalışma barışını ve sosyal adaleti de güvence altına almaktadır.

Bu kapsamda TCK’nın 117. maddesi ile korunan başlıca hukuki değerler şunlardır:

  • İş ve çalışma hürriyeti,
  • Çalışma hakkı,
  • İnsan onuru,
  • Çalışma barışı,
  • Sözleşme özgürlüğü,
  • Emeğin korunması,
  • Çalışanların ekonomik ve sosyal hakları,
  • Anayasal temel hak ve özgürlükler.

Özellikle maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen fiiller bakımından korunan hukuki değer yalnızca çalışma özgürlüğü ile sınırlı değildir. Kanun koyucu, ekonomik veya sosyal bakımdan güçsüz durumda bulunan kişilerin sömürülmesini önlemeyi ve herkesin insan onuruna yakışır çalışma koşullarına sahip olmasını da ceza hukuku güvencesi altına almıştır.

Bu nedenle TCK’nın 117. maddesi, çalışma hayatındaki hukuka aykırı müdahaleleri önlemeyi amaçlayan olmanın yanında, sosyal devlet ilkesinin ve insan onurunun ceza hukuku alanındaki önemli yansımalarından biri olarak kabul edilmektedir.

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçunun Unsurları

Fail

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde düzenlenen iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun faili bakımından herhangi bir özel sıfat aranmamıştır. Dolayısıyla ceza sorumluluğu bulunan her gerçek kişi bu suçun faili olabilir.

Suçun faili; çalışma özgürlüğünü cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla engelleyen kişi olabileceği gibi, ekonomik veya sosyal bakımdan güçsüz durumda bulunan kişileri sömürerek insan onuruna aykırı koşullarda çalıştıran, bu amaçla kişileri tedarik eden veya çalışma hayatında cebir ve tehditle tarafları belirli şartları kabul etmeye zorlayan kişiler de olabilir.

Ancak suçun bazı görünüm şekilleri uygulamada çoğunlukla işveren, işveren vekili, aracı kişiler veya organize şekilde hareket eden kişiler tarafından işlenebilmekle birlikte, kanun bu suçun faili olabilmek için belirli bir meslek veya statü şartı aramamıştır.

Mağdur

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun mağduru, çalışma özgürlüğü veya insan onuruna uygun çalışma hakkı ihlal edilen kişidir.

Birinci fıkra bakımından mağdur; çalışması engellenen, mesleğini icra etmesi cebir veya tehditle önlenen ya da çalışma özgürlüğüne hukuka aykırı şekilde müdahale edilen kişidir.

İkinci ve üçüncü fıkralarda ise mağdur, çaresizliği, kimsesizliği veya bağlılığı sömürülerek ücretsiz ya da açıkça orantısız düşük ücretle çalıştırılan veya insan onuruyla bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına maruz bırakılan kişidir.

Dördüncü fıkrada düzenlenen suç bakımından ise mağdur yalnızca işçi olmayabilir. Kanun hükmü gereğince işçiler kadar işverenler de cebir veya tehditle belirli çalışma koşullarını kabul etmeye zorlanmaları hâlinde bu suçun mağduru olabilirler.

İş ve Çalışma Hürriyeti Kavramı

İş ve çalışma hürriyeti, bireyin serbest iradesiyle bir meslek seçebilmesini, ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmesini, emeğini değerlendirebilmesini ve çalışma hayatına ilişkin kararlarını özgürce verebilmesini ifade eden temel bir haktır.

Bu özgürlük yalnızca bir işe girme hakkını değil; kişinin hangi işte çalışacağına, hangi şartlarda çalışacağına, çalışma ilişkisini sürdürüp sürdürmeyeceğine ve emeğinin karşılığını hangi koşullarda alacağına ilişkin kararlarını baskı altında kalmaksızın verebilmesini de kapsamaktadır.

Çalışma özgürlüğü aynı zamanda kişilerin ekonomik bağımsızlığının ve insan onurunun korunmasının da önemli unsurlarından biridir. Bu nedenle çalışma hayatına yönelik cebir, tehdit, baskı veya sömürü niteliğindeki davranışlar yalnızca bireysel hakları değil, çalışma barışını ve toplumsal düzeni de olumsuz etkileyebilmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesi de bu özgürlüğü farklı yönleriyle koruyarak kişilerin çalışma yaşamına yönelik hukuka aykırı müdahalelerin önüne geçmeyi amaçlamaktadır.

Cebir, Tehdit veya Hukuka Aykırı Başka Bir Davranışla İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali (TCK m.117/1)

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin birinci fıkrasında, kişilerin iş ve çalışma özgürlüğüne yönelik doğrudan müdahaleler suç olarak düzenlenmiştir.

Kanun hükmüne göre suçun oluşabilmesi için failin;

  • cebir kullanması,
  • tehditte bulunması veya
  • hukuka aykırı başka bir davranışla

kişinin iş ve çalışma hürriyetini ihlal etmesi gerekmektedir.

Buradaki “hukuka aykırı başka bir davranış” ibaresi, cebir ve tehdit dışında kalan ancak çalışma özgürlüğünü ortadan kaldıran veya ciddi şekilde sınırlandıran hukuka aykırı fiilleri de kapsayabilecek geniş bir düzenlemedir.

Örneğin;

  • Bir kişinin iş yerine gitmesinin hukuka aykırı şekilde engellenmesi,
  • Mesleki faaliyetini sürdürmesinin fiilen önlenmesi,
  • Çalışmasının baskı veya hukuka aykırı müdahalelerle imkânsız hâle getirilmesi,

somut olayın özelliklerine göre bu fıkra kapsamında değerlendirilebilir.

Ancak her iş uyuşmazlığı veya çalışma hayatına ilişkin her anlaşmazlık bu suçu oluşturmaz. Suçun oluşabilmesi için cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranış ile çalışma özgürlüğü arasında hukuken önem taşıyan bir müdahalenin bulunması gerekir.

Çaresizlik, Kimsesizlik veya Bağlılığın Sömürülmesi (TCK m.117/2)

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin ikinci fıkrası, çalışma hayatında ekonomik ve sosyal bakımdan güçsüz durumda bulunan kişilerin sömürülmesini cezalandırmaktadır.

Bu düzenlemenin amacı, yalnızca çalışma özgürlüğünü korumak değil; aynı zamanda kişinin insan onuruna uygun koşullarda çalışmasını güvence altına almaktır.

Kanunda özellikle;

  • çaresizlik,
  • kimsesizlik ve
  • bağlılık

durumlarının sömürülmesi suçun temel unsurları arasında sayılmıştır.

Çaresizlik; kişinin içinde bulunduğu ekonomik veya sosyal koşullar nedeniyle başka bir seçeneğinin bulunmaması hâlini,

kimsesizlik; destek olabilecek aile veya sosyal çevreden yoksun bulunmayı,

bağlılık ise fail ile mağdur arasındaki güven, ekonomik bağımlılık veya benzeri ilişkinin kötüye kullanılmasını ifade etmektedir.

Bu nedenle ikinci fıkranın uygulanabilmesi için yalnızca düşük ücretle çalıştırma yeterli olmayıp, mağdurun bu güçsüz durumunun fail tarafından bilinçli şekilde sömürülmesi de aranacaktır.

Bu değerlendirme yapılırken her somut olayın kendine özgü koşulları, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma ilişkisinin niteliği birlikte dikkate alınmalıdır.

Ücretsiz veya Açıkça Orantısız Düşük Ücretle Çalıştırma (TCK m.117/2)

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin ikinci fıkrasında, ekonomik veya sosyal bakımdan güçsüz durumda bulunan kişilerin emeklerinin sömürülmesi suç olarak düzenlenmiştir.

Kanun hükmüne göre, bir kişinin çaresizliğinden, kimsesizliğinden veya bağlılığından yararlanılarak ücretsiz şekilde çalıştırılması ya da sağladığı hizmetle açıkça orantısız derecede düşük bir ücret karşılığında çalıştırılması, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde suç oluşturmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, her düşük ücretli çalışmanın bu suç kapsamında değerlendirilemeyeceğidir. Kanun koyucu özellikle “açık bir şekilde orantısız düşük ücret” ifadesini kullanarak, ücret ile sunulan emek arasında objektif olarak kabul edilemeyecek ölçüde ciddi bir dengesizliğin bulunmasını aramaktadır.

Bunun yanında yalnızca ücretin düşük olması da yeterli değildir. Aynı zamanda mağdurun içinde bulunduğu çaresizlik, kimsesizlik veya bağlılık durumunun fail tarafından sömürülmesi gerekmektedir.

Örneğin;

  • Barınacak yeri bulunmayan bir kişinin bu durumundan yararlanılarak ücretsiz çalıştırılması,
  • Geçimini sağlayacak başka imkânı olmayan kişiye, yaptığı işle açıkça bağdaşmayacak derecede düşük ücret verilmesi,
  • Ekonomik bağımlılığı nedeniyle işten ayrılamayan kişinin bu durumunun bilinçli şekilde istismar edilmesi,

gibi durumlar, olayın özelliklerine göre TCK’nın 117. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilir.

Her somut olayda ücretin niteliği, yapılan iş, çalışma süresi, tarafların ekonomik durumu ve mağdurun içinde bulunduğu koşullar birlikte değerlendirilerek suçun oluşup oluşmadığı belirlenmektedir.

İnsan Onuruyla Bağdaşmayan Çalışma ve Konaklama Koşullarına Tabi Kılma (TCK m.117/2)

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin ikinci fıkrası yalnızca ekonomik sömürüyü değil, aynı zamanda kişilerin insan onuruyla bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına maruz bırakılmasını da cezalandırmaktadır.

İnsan onuru, hem Anayasa’nın temel ilkeleri hem de uluslararası insan hakları belgeleri kapsamında korunan en önemli hukuki değerlerden biridir. Çalışma hayatı da bu ilkenin doğal bir yansıması olarak, kişilerin sağlıklı, güvenli ve insan onuruna uygun şartlarda çalışmasını gerektirir.

Bu nedenle kişilerin;

  • sağlıksız,
  • hijyen koşullarından yoksun,
  • güvenlik tedbirlerinin bulunmadığı,
  • temel insani ihtiyaçların karşılanmadığı,
  • insan haysiyetiyle bağdaşmayacak barınma alanlarında,

çalıştırılması veya barındırılması, kanunda öngörülen diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde bu suç kapsamında değerlendirilebilecektir.

Ancak çalışma koşullarına ilişkin her hukuka aykırılık doğrudan Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesini oluşturmaz. İş sağlığı ve güvenliği veya iş hukukuna ilişkin her aykırılık ile ceza sorumluluğunu gerektiren insan onuruna aykırı uygulamalar birbirinden farklı değerlendirilmelidir.

Bu nedenle somut olayda çalışma ve konaklama koşullarının insan onurunu hangi ölçüde ihlal ettiği, mağdurun içinde bulunduğu durum ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmektedir.

Bu Amaçla Kişilerin Tedarik Edilmesi, Sevk Edilmesi veya Nakledilmesi (TCK m.117/3)

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin üçüncü fıkrası, ikinci fıkrada belirtilen sömürü koşullarının oluşturulmasını kolaylaştıran hazırlık niteliğindeki bazı fiilleri de bağımsız bir suç olarak düzenlemiştir.

Kanun hükmüne göre, kişileri ikinci fıkrada belirtilen koşullarda çalıştırmak amacıyla;

  • tedarik eden,
  • sevk eden veya
  • bir yerden başka bir yere nakleden

kişiler de ikinci fıkradaki yaptırımla cezalandırılmaktadır.

Buradaki amaç, yalnızca sömürü fiilini gerçekleştiren kişiyi değil; sömürü düzeninin kurulmasına katkı sağlayan kişi veya kişileri de cezai sorumluluk altına almaktır.

Örneğin ekonomik olarak güçsüz durumda bulunan kişilerin belirli bir bölgede insan onuruna aykırı koşullarda çalıştırılmak üzere organize şekilde başka bir yere götürülmesi veya bu amaçla temin edilmesi, somut olayın özelliklerine göre üçüncü fıkra kapsamında değerlendirilebilir.

Bu düzenleme, özellikle ekonomik sömürüye dayalı organizasyonların ve sistematik emek istismarının önlenmesini amaçlayan önemli bir ceza hukuku koruması sağlamaktadır.

Bununla birlikte, olayın özelliklerine göre fiilin insan ticareti suçu (TCK m.80) veya başka bir suç tipini oluşturup oluşturmadığı da ayrıca değerlendirilmelidir. Her somut olayın hukuki niteliği, gerçekleştirilen fiilin kapsamına göre belirlenmektedir.

İşçi veya İşverenlerin Cebir veya Tehditle Çalışma Koşullarını Kabul Etmeye Zorlanması (TCK m.117/4)

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin dördüncü fıkrasında, çalışma hayatındaki toplu irade özgürlüğünü korumaya yönelik özel bir düzenlemeye yer verilmiştir.

Kanun hükmüne göre, cebir veya tehdit kullanılarak;

  • işçilerin veya işverenlerin ücretlerini artırmaya ya da azaltmaya zorlanması,
  • daha önce kabul edilenlerden farklı çalışma koşullarının kabul ettirilmeye çalışılması,
  • bir işin durmasına,
  • sona ermesine veya
  • durmanın devam etmesine neden olunması,

hâlinde fail hakkında hapis cezasına hükmolunmaktadır.

Bu düzenleme ile kanun koyucu, çalışma hayatındaki uyuşmazlıkların cebir veya tehdit yoluyla değil; hukukun öngördüğü usuller çerçevesinde çözülmesini amaçlamaktadır.

Dolayısıyla işçilerin grev hakkı, işverenlerin yönetim hakkı veya tarafların toplu iş hukuku kapsamındaki kanuni hakları ile cebir veya tehdide dayalı hukuka aykırı müdahaleler birbirinden ayrılmalıdır.

Suçun oluşabilmesi için çalışma koşullarına ilişkin bir talebin bulunması tek başına yeterli değildir. Bu talebin cebir veya tehdit kullanılarak kabul ettirilmeye çalışılması ya da bu yöntemlerle çalışma düzeninin etkilenmesi gerekmektedir.

Bu nedenle iş uyuşmazlıkları değerlendirilirken, Anayasa ve ilgili iş hukuku mevzuatı kapsamında güvence altına alınan hak arama yolları ile Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde düzenlenen suç oluşturan fiiller arasındaki sınırın dikkatle belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçunda Şikâyet

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde düzenlenen suç bakımından şikâyet usulü, suçun işlendiği fıkraya göre farklılık göstermektedir.

Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu şikâyete tabi suçlar arasında yer almaktadır. Kanun hükmünde de açıkça “mağdurun şikâyeti hâlinde” ifadesine yer verilmiştir.

Bu nedenle birinci fıkra kapsamındaki suçlarda soruşturma başlatılabilmesi için mağdurun şikâyette bulunması gerekmektedir. Şikâyet hakkı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesi uyarınca, mağdurun suçu ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içerisinde kullanılmalıdır. Bu süre içerisinde şikâyette bulunulmaması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mümkün değildir.

Buna karşılık ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarda düzenlenen suçlar bakımından kanunda şikâyet şartı öngörülmemiştir. Dolayısıyla bu fiiller resen soruşturulur. Cumhuriyet savcılığı, suçun işlendiğini öğrenmesi hâlinde mağdurun şikâyeti olmasa dahi gerekli soruşturmayı yürütmekle yükümlüdür.

TCK m.119 Kapsamında Ortak Hüküm

Türk Ceza Kanunu’nun 119. maddesi, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun da içerisinde bulunduğu bazı hürriyete karşı suçlar bakımından ortak ağırlaştırıcı nedenleri düzenlemektedir.

Buna göre suçun;

  • silahla,
  • kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle,
  • birden fazla kişi tarafından birlikte,
  • suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
  • kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

işlenmesi hâlinde verilecek ceza artırılmaktadır.

Bunun yanında suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin meydana gelmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler de uygulanacaktır.

Somut olayın özelliklerine göre TCK’nın 119. maddesindeki ağırlaştırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığı mahkeme tarafından ayrıca değerlendirilmektedir.

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçunda Deliller

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunda ispat, olayın gerçekleşme biçimine göre farklı delillerle sağlanabilmektedir.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında başvurulabilecek başlıca deliller şunlardır:

  • Mağdur beyanları,
  • Şüpheli veya sanık savunmaları,
  • Tanık anlatımları,
  • İş sözleşmeleri,
  • Ücret bordroları,
  • Banka ödeme kayıtları,
  • SGK kayıtları,
  • Puantaj kayıtları,
  • Kamera görüntüleri,
  • Elektronik posta yazışmaları,
  • Mesajlaşma kayıtları,
  • Ses kayıtları (hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması şartıyla),
  • İş müfettişi raporları,
  • Kolluk tutanakları,
  • Bilirkişi incelemeleri,
  • Sağlık raporları ve diğer resmi belgeler.

Özellikle ikinci fıkrada düzenlenen ekonomik sömürü niteliğindeki fiiller bakımından çalışma koşullarını, ücret seviyesini, barınma şartlarını ve mağdurun içinde bulunduğu sosyal durumu ortaya koyan deliller büyük önem taşımaktadır.

Ceza yargılamasında mahkeme, tüm delilleri birlikte değerlendirerek suçun kanuni unsurlarının oluşup oluşmadığını her somut olay bakımından ayrı ayrı incelemektedir.

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde düzenlenen iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçuna ilişkin davalarda görevli mahkeme, kural olarak Asliye Ceza Mahkemesidir.

Yetkili mahkeme ise genel yetki kuralları uyarınca suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Suçun işlendiği yerin belirlenememesi veya kanunda öngörülen özel yetki kurallarının uygulanmasını gerektiren hâller bulunması durumunda ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri doğrultusunda yetkili mahkeme tespit edilmektedir.

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçunda Zamanaşımı

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde düzenlenen suç bakımından dava zamanaşımı süresi, suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı dikkate alınarak belirlenmektedir.

Maddenin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında öngörülen yaptırımlar dikkate alındığında, bu suç bakımından uygulanacak olağan dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.

Ancak zamanaşımının başlangıcı, durması, kesilmesi ve uzaması gibi hususlar bakımından Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümleri ile Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri ayrıca uygulanmaktadır.

Uygulamada İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçuna İlişkin Karşılaşılan Durumlar

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu, çalışma hayatında farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Ancak her iş uyuşmazlığı veya iş hukukuna aykırılık bu suçun oluştuğu anlamına gelmez. Suçun oluşabilmesi için kanunda belirtilen unsurların somut olayda gerçekleşmiş olması gerekir.

Uygulamada değerlendirmeye konu olabilecek bazı örnekler şunlardır:

  • Bir kişinin cebir veya tehditle belirli bir işte çalışmasının engellenmesi,
  • Çalışanın iş yerine gitmesinin hukuka aykırı şekilde fiilen önlenmesi,
  • Çaresiz durumda bulunan kişilerin ücretsiz çalıştırılması,
  • Açıkça orantısız derecede düşük ücret karşılığında emeklerinin sömürülmesi,
  • İnsan onuruna aykırı çalışma veya barınma koşullarının oluşturulması,
  • Bu amaçlarla kişilerin başka bir yere götürülmesi veya temin edilmesi,
  • İşçi veya işverenlerin cebir ya da tehditle farklı çalışma koşullarını kabul etmeye zorlanması,
  • Ücret artışı veya indiriminin cebir kullanılarak kabul ettirilmeye çalışılması.

Bununla birlikte ücret alacağı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin, kıdem tazminatı veya ihbar tazminatı gibi iş hukukundan kaynaklanan her uyuşmazlık doğrudan Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesi kapsamında değerlendirilmez. Bu tür uyuşmazlıkların hukuki niteliği, somut olayın özelliklerine göre ayrıca belirlenmelidir.

Yargı Uygulaması ve Hukuki Değerlendirme

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu, çalışma hayatına ilişkin temel hak ve özgürlükleri ceza hukuku güvencesi altına alan önemli suç tiplerinden biridir.

Özellikle maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları, ekonomik ve sosyal açıdan güçsüz durumda bulunan kişilerin sömürülmesini önlemeye yönelik koruyucu bir işlev üstlenmektedir.

Bu yönüyle düzenleme, yalnızca bireysel çalışma özgürlüğünü değil; insan onuruna uygun çalışma hakkını ve sosyal devlet ilkesini de destekleyen bir ceza hukuku mekanizması niteliğindedir.

Öte yandan çalışma hayatında yaşanan her hukuka aykırılık ceza sorumluluğunu doğurmaz. İş hukuku kapsamında çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklarla ceza hukukunu ilgilendiren fiillerin birbirinden dikkatle ayrılması gerekir.

Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde, olayın tüm özellikleri değerlendirilerek cebir, tehdit, sömürü, çalışma koşulları, mağdurun durumu ve failin davranışları birlikte incelenmekte; suçun kanuni unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olay bazında belirlenmektedir.

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali Suçuna İlişkin Sıkça Sorulan Sorular

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu nedir?

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu; kişilerin çalışma özgürlüğünün cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka davranışlarla engellenmesini, ekonomik veya sosyal açıdan güçsüz durumlarının sömürülmesini, insan onuruna aykırı çalışma koşullarına tabi tutulmalarını ve çalışma hayatındaki belirli cebir veya tehdit fiillerini cezalandıran suç tipidir. Bu suç, Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde düzenlenmiştir.

Her iş hukuku uyuşmazlığı TCK m.117 kapsamında suç oluşturur mu?

Hayır.

İşçilik alacakları, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti veya benzeri iş hukukundan kaynaklanan her uyuşmazlık ceza hukuku anlamında iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunu oluşturmaz.

Bu suçun oluşabilmesi için kanunda belirtilen cebir, tehdit, hukuka aykırı müdahale veya sömürü niteliğindeki davranışların somut olayda gerçekleşmesi gerekir.

Düşük ücretle çalıştırılan herkes bakımından bu suç oluşur mu?

Hayır.

Kanun yalnızca düşük ücret ödenmesini değil, kişinin çaresizliğinin, kimsesizliğinin veya bağlılığının sömürülmesini ve buna bağlı olarak sağladığı hizmetle açıkça orantısız derecede düşük ücretle çalıştırılmasını cezalandırmaktadır.

Bu nedenle her düşük ücretli çalışma ilişkisi doğrudan TCK’nın 117. maddesi kapsamında değerlendirilmez.

İnsan onuruna aykırı çalışma koşulları ne anlama gelir?

Kanunda bu kavram tek tek tanımlanmamıştır.

Ancak çalışma ve konaklama şartlarının kişinin insan haysiyetini zedeleyecek ölçüde ağır, sağlıksız, güvensiz veya temel insani ihtiyaçları karşılamaktan uzak olması hâlinde, somut olayın özelliklerine göre bu suç gündeme gelebilir.

Bu değerlendirme her olay bakımından ayrı yapılmaktadır.

İşçi dışında işveren de bu suçun mağduru olabilir mi?

Evet.

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin dördüncü fıkrasında açıkça işçilerin veya işverenlerin cebir ya da tehditle belirli çalışma koşullarını kabul etmeye zorlanmaları suç olarak düzenlenmiştir.

Dolayısıyla kanunda belirtilen şartların gerçekleşmesi hâlinde hem işçiler hem de işverenler bu suçun mağduru olabilir.

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu şikâyete tabi midir?

Bu husus suçun işlendiği fıkraya göre değişmektedir.

Birinci fıkrada düzenlenen suç şikâyete tabidir.

İkinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarda düzenlenen suçlar ise resen soruşturulmaktadır.

Görevli mahkeme hangisidir?

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesinde düzenlenen iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçuna ilişkin davalarda görevli mahkeme kural olarak Asliye Ceza Mahkemesidir.

Sonuç

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu, bireyin yalnızca çalışma özgürlüğünü değil; aynı zamanda insan onuruna uygun koşullarda çalışma hakkını da koruma altına alan önemli bir ceza hukuku düzenlemesidir.

Türk Ceza Kanunu’nun 117. maddesi ile çalışma hayatında cebir ve tehdide dayalı müdahaleler, ekonomik sömürü, insan onuruna aykırı çalışma ve konaklama koşulları ile çalışma ilişkilerine yönelik baskı niteliğindeki çeşitli fiiller cezai yaptırıma bağlanmıştır.

Bununla birlikte, çalışma hayatında yaşanan her hukuka aykırılık bu suçun oluştuğu anlamına gelmez.

Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için kanunda öngörülen maddi ve manevi unsurların somut olayda gerçekleşmesi gerekmektedir.

Bu nedenle iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçuna ilişkin değerlendirmeler yapılırken olayın tüm özelliklerinin, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, kullanılan yöntemlerin ve elde edilen delillerin birlikte incelenmesi büyük önem taşımaktadır.

Ceza soruşturması veya kovuşturması ile karşı karşıya kalınması ya da bu suçun mağduru olunduğunun değerlendirilmesi hâlinde, hak kayıplarının önlenebilmesi bakımından alanında uzman bir ceza hukuku avukatından hukuki destek alınması önem arz etmektedir.

TELİF HAKKI VE İÇERİK KULLANIM UYARISI

TELİF HAKKI VE İÇERİK KULLANIM UYARISI

Bu internet sitesinde yer alan tüm makale, hukuki değerlendirme, bilgi notu, görsel, tablo ve diğer içerikler; aksi açıkça belirtilmedikçe Av. Aybüke Uyma / Uyma Hukuk & Danışmanlık tarafından hazırlanmış olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, ilgili diğer mevzuat ve uluslararası telif hakkı düzenlemeleri kapsamında korunmaktadır.

Sitemizde yayımlanan içerikler düzenli olarak arşivlenmekte, elektronik kayıt altına alınmakta ve gerektiğinde içeriklerin oluşturulma tarihini ispatlamaya elverişli dijital kayıtlar muhafaza edilmektedir. Ayrıca internet ortamındaki izinsiz kopyalamalara karşı periyodik kontroller gerçekleştirilmektedir. İçeriklerin tamamının veya herhangi bir bölümünün; izinsiz şekilde kopyalanması, çoğaltılması, yeniden yayımlanması, farklı internet sitelerinde paylaşılması, yapay zekâ sistemlerine toplu veri olarak aktarılması, ticari amaçla kullanılması veya kaynak gösterilmeksizin aynen ya da büyük ölçüde benzer şekilde yayımlanması hukuka aykırıdır.

İzinsiz kullanımın tespiti hâlinde; ihlalin niteliğine göre erişimin engellenmesi, içeriğin kaldırılması, maddi ve manevi tazminat talepleri ile gerekli görülen diğer hukuki ve cezai başvurular dâhil olmak üzere tüm yasal haklarımız saklıdır. Meslektaşlarımızın; bilimsel çalışma, hukuki araştırma ve dilekçelerinde, kaynak göstermek, meslek etik kurallarına uymak ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun hareket etmek kaydıyla makale içeriklerinden yararlanmaları bakımından sakınca bulunmamaktadır. Bu sitede yer alan içeriklerin izinsiz çoğaltılması veya yeniden yayımlanması yerine, ilgili makalenin bağlantısının (URL) paylaşılması tavsiye edilmektedir.