İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme Suçu Nedir?
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesinde düzenlenen ve kişilerin dini, siyasi, sosyal veya felsefi inançlarını, düşüncelerini ve kanaatlerini özgür iradeleriyle oluşturma, açıklama, açıklamama, değiştirme veya koruma haklarına yönelik hukuka aykırı müdahaleleri cezalandıran bir suç tipidir.
Bu suç ile bireyin yalnızca sahip olduğu inanç ve düşünceler değil; aynı zamanda bu inanç ve düşünceleri açıklama veya açıklamama özgürlüğü, dini ibadetlerini yerine getirme hakkı ve inançlarından kaynaklanan yaşam tarzını serbestçe belirleyebilme özgürlüğü de ceza hukuku koruması altına alınmaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına yönelik önemli düzenlemelerden biridir. Kanun koyucu, bireylerin hiçbir baskı altında kalmaksızın dini inançlarını yaşayabilmelerini, düşüncelerini açıklayabilmelerini veya açıklamamayı tercih edebilmelerini ve yaşam tarzlarına ilişkin tercihlerini özgür iradeleriyle belirleyebilmelerini güvence altına almayı amaçlamıştır.
Maddede üç ayrı hukuki durum düzenlenmektedir. Bunlar;
- kişilerin dini, siyasi, sosyal veya felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlanması ya da bunları açıklamalarının veya yaymalarının engellenmesi,
- dini ibadet ve ayinlerin bireysel veya toplu olarak yapılmasının engellenmesi,
- inanç, düşünce veya kanaatlerden kaynaklanan yaşam tarzına müdahale edilmesi veya kişinin yaşam tarzını değiştirmeye zorlanmasıdır.
Her somut olayda suçun oluşup oluşmadığı; kullanılan cebir veya tehdidin niteliği, hukuka aykırı davranışın kapsamı, mağdurun iradesi üzerindeki etkisi ve dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmektedir.
Kanun Metni
Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesinde inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu şu şekilde düzenlenmiştir:
“(1) Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin veya dini ibadet veya ayinlerin bireysel ya da toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi hâlinde, fail hakkında birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.
(3) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale eden veya bunları değiştirmeye zorlayan kişiye birinci fıkra hükmüne göre ceza verilir.”
Görüldüğü üzere kanun koyucu, tek bir madde içerisinde üç farklı hukuki koruma alanı oluşturmuştur. Birinci fıkrada inanç ve düşünce özgürlüğü, ikinci fıkrada din ve vicdan özgürlüğünün kullanılabilmesi, üçüncü fıkrada ise inançtan kaynaklanan yaşam tarzına saygı hakkı ceza hukuku koruması altına alınmıştır.
İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Anayasal Güvencesi
İnanç, düşünce ve kanaat özgürlüğü, demokratik hukuk devletinin temelini oluşturan vazgeçilmez hak ve özgürlükler arasında yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da bireylerin vicdan özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü ve düşüncelerini serbestçe açıklayabilme hakkını ayrıntılı şekilde güvence altına almıştır.
Anayasa’nın 24. maddesi, herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu hüküm altına almakta; hiç kimsenin ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya veya dini inanç ve kanaatini açıklamaya zorlanamayacağını düzenlemektedir. Aynı zamanda bireylerin dini inanç ve kanaatleri nedeniyle kınanamayacağı veya suçlanamayacağı da anayasal güvence altına alınmıştır.
Anayasa’nın 25. maddesinde ise herkesin düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmiş; hiçbir kimsenin düşünce ve kanaatini açıklamaya zorlanamayacağı ve düşüncelerinden dolayı kınanamayacağı hükme bağlanmıştır.
Bunun yanında 26. madde, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini güvence altına almakta; bireylerin düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya diğer iletişim araçlarıyla tek başına ya da toplu olarak açıklayabilmelerini anayasal koruma altına almaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesi, Anayasa’nın 24, 25 ve 26. maddelerinde güvence altına alınan bu temel hakların ceza hukuku alanındaki tamamlayıcı korumasını oluşturmaktadır. Böylece bireylerin inançlarına, düşüncelerine, kanaatlerine ve bunlardan kaynaklanan yaşam tarzlarına yönelik cebir, tehdit veya hukuka aykırı müdahaleler yalnızca anayasal bir hak ihlali olarak değil, aynı zamanda ceza yaptırımını gerektiren bir fiil olarak da kabul edilmektedir.
Bu yönüyle TCK’nın 115. maddesi, yalnızca bireysel hakları koruyan bir düzenleme olmayıp; çoğulcu demokrasi, insan onuru, temel hak ve özgürlükler ile hukuk devleti ilkesinin de ceza hukuku bakımından güvence altına alınmasına hizmet etmektedir.
İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme Suçunun Koruduğu Hukuki Değer
Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesi ile korunan temel hukuki değer, bireyin manevi özgürlük alanıdır. Kanun koyucu, kişilerin hangi dine inanacaklarına, hangi düşünceyi benimseyeceklerine, hangi kanaate sahip olacaklarına veya hiçbir inanç ya da kanaati benimsememeyi tercih edebileceklerine ilişkin özgür iradelerini korumayı amaçlamaktadır.
Bu kapsamda korunan başlıca hukuki değerler şunlardır:
- Vicdan hürriyeti,
- Din ve inanç özgürlüğü,
- Düşünce ve kanaat özgürlüğü,
- Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü,
- İnançlardan kaynaklanan yaşam tarzına saygı hakkı,
- Kişinin manevi bütünlüğü,
- İnsan onuru,
- Demokratik toplum düzeni,
- Çoğulculuk ilkesi.
Madde ile korunan hukuki değer yalnızca bireyin sahip olduğu düşünce veya inanç değildir. Aynı zamanda bireyin hiçbir baskı altında kalmaksızın düşüncesini açıklayabilmesi, açıklamamayı tercih edebilmesi, dini ibadetlerini yerine getirebilmesi ve yaşam tarzını özgür iradesiyle belirleyebilmesi de koruma altına alınmaktadır.
Bu nedenle TCK’nın 115. maddesi, temel hak ve özgürlükleri koruyan anayasal düzenlemelerin ceza hukuku alanındaki en önemli tamamlayıcı hükümlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme Suçunun Unsurları
Fail
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunun faili bakımından kanunda herhangi bir özel sıfat aranmamıştır.
Dolayısıyla bu suçun faili, ceza sorumluluğu bulunan herhangi bir gerçek kişi olabilir. Kamu görevlileri de görevlerinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak bu suçu işleyebilecekleri gibi, özel kişiler de kanunda belirtilen seçimlik hareketleri gerçekleştirmeleri hâlinde fail sıfatını taşıyabilirler.
Ancak suçun kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, Türk Ceza Kanunu’nun 119. maddesinde düzenlenen ortak ağırlaştırıcı hükümler gündeme gelebilecektir.
Mağdur
Bu suçun mağduru, inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğü hukuka aykırı şekilde ihlal edilen herhangi bir kişi olabilir.
Bu kapsamda mağdur;
- dini inancını açıklamaya zorlanan,
- dini inancını açıklamaması yönünde baskıya maruz kalan,
- siyasi düşüncesini açıklamaya veya değiştirmeye zorlanan,
- sosyal ya da felsefi kanaatini değiştirmesi istenen,
- düşüncelerini açıklaması veya yayması engellenen,
- dini ibadetini yerine getirmesi engellenen,
- inançlarından kaynaklanan yaşam tarzına hukuka aykırı şekilde müdahale edilen,
kişiler olabilir.
Maddenin amacı, bireyin yalnızca sahip olduğu düşünceyi değil; inanma, inanmama, düşüncesini açıklama, açıklamama ve yaşam tarzını özgürce belirleme hakkını birlikte güvence altına almaktır.
Bir Kimseyi İnanç, Düşünce ve Kanaatini Açıklamaya veya Değiştirmeye Zorlama (TCK m.115/1)
Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesinin birinci fıkrası, kişilerin dini, siyasi, sosyal veya felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini özgür iradeleriyle belirleme ve açıklama haklarını ceza hukuku koruması altına almaktadır.
Kanun hükmüne göre bir kimsenin cebir veya tehdit kullanılarak dini, siyasi, sosyal ya da felsefi inanç, düşünce ve kanaatini açıklamaya zorlanması suç oluşturduğu gibi, mevcut inanç veya düşüncelerini değiştirmeye zorlanması da aynı suç kapsamında değerlendirilmektedir.
Bu düzenleme ile korunan temel hak, bireyin manevi özgürlüğüdür. Demokratik toplumlarda herkes; hangi dine inanacağına, hangi siyasi görüşü benimseyeceğine, hangi düşünceyi savunacağına veya herhangi bir düşünceyi açıklayıp açıklamayacağına özgür iradesiyle karar verebilmelidir. Hiç kimse bu konularda baskı altına alınamaz veya iradesi dışında bir açıklama yapmaya zorlanamaz.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, suçun yalnızca belirli bir inanç veya düşünceye yönlendirmeyi değil; her türlü zorlamayı cezalandırıyor olmasıdır. Failin amacı hangi düşünceyi kabul ettirmek olursa olsun, cebir veya tehdit kullanılarak kişinin özgür iradesinin ortadan kaldırılması suçun oluşumu bakımından yeterlidir.
Örneğin;
- Bir kişinin dini inancını açıklaması için tehdit edilmesi,
- Siyasi görüşünü kamuoyu önünde açıklamaya zorlanması,
- Felsefi düşüncelerini değiştirmesi için fiziksel şiddet uygulanması,
- Sosyal kanaatlerini açıklamaması hâlinde zarar göreceğinin söylenmesi,
gibi fiiller, somut olayın özelliklerine göre TCK’nın 115. maddesi kapsamında değerlendirilebilir.
Bununla birlikte yalnızca fikir beyanında bulunulması, eleştiri yapılması, tartışılması veya ikna edilmeye çalışılması tek başına bu suçu oluşturmaz. Kanunun aradığı cebir veya tehdit unsurunun somut olayda gerçekleşmiş olması gerekir.
İnanç, Düşünce ve Kanaatlerin Açıklanmasının veya Yayılmasının Engellenmesi
TCK’nın 115. maddesinin birinci fıkrası yalnızca kişileri düşüncelerini açıklamaya zorlayan fiilleri değil, aynı zamanda düşüncelerini açıklamalarının veya yaymalarının cebir ya da tehdit kullanılarak engellenmesini de suç olarak düzenlemektedir.
Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, demokratik hukuk devletinin temel unsurlarından biridir. Bu nedenle bireylerin sahip oldukları dini, siyasi, sosyal veya felsefi düşünceleri başkalarıyla paylaşmaları ya da paylaşmamayı tercih etmeleri tamamen kendi özgür iradelerine bağlıdır.
Bir kişinin;
- konuşma yapmasının engellenmesi,
- düşüncelerini yazılı olarak yayımlamasının cebir veya tehditle önlenmesi,
- açıklama yapmaya zorlanmaksızın sessiz kalma hakkının ihlal edilmesi,
- belirli düşüncelerini açıklaması hâlinde zarar göreceği yönünde tehdit edilmesi,
gibi durumlar, kanunda öngörülen diğer şartların da bulunması hâlinde bu suç kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak burada da her engelleme fiili suç oluşturmaz. Örneğin kanundan kaynaklanan hukuka uygun sınırlamalar, kamu düzenini korumaya yönelik yasal tedbirler veya ifade özgürlüğüne ilişkin anayasal sınırlar bu suç kapsamında değerlendirilmez. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için müdahalenin hukuka aykırı olması ve kanunda belirtilen cebir veya tehdit unsurlarını taşıması gerekmektedir.
Bu nedenle somut olayın özellikleri, müdahalenin niteliği ve kullanılan yöntem birlikte değerlendirilerek suçun oluşup oluşmadığı belirlenmektedir.
Dini İnancın Gereğinin Yerine Getirilmesinin veya İbadetin Engellenmesi (TCK m.115/2)
Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesinin ikinci fıkrası, bireylerin din ve vicdan özgürlüğünü daha geniş bir koruma altına almaktadır.
Bu düzenlemeye göre, bir kişinin dini inancının gereğini yerine getirmesi veya dini ibadet ya da ayinlerini bireysel ya da toplu şekilde gerçekleştirmesi; cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla engellenirse, fail hakkında birinci fıkradaki ceza uygulanacaktır.
Birinci fıkradan farklı olarak ikinci fıkrada yalnızca cebir ve tehdit değil, “hukuka aykırı başka bir davranış” da seçimlik hareket olarak kabul edilmiştir. Böylece kanun koyucu, din ve vicdan özgürlüğünün daha etkili şekilde korunmasını amaçlamıştır.
Korunan hukuki değer yalnızca ibadet etme hakkı değildir. Aynı zamanda kişinin dini inancının gereğini yerine getirebilme özgürlüğü de ceza hukuku güvencesi altına alınmaktadır.
Bu kapsamda;
- ibadet yapılmasının hukuka aykırı şekilde engellenmesi,
- dini ayinlerin gerçekleştirilmesine müdahale edilmesi,
- kişilerin ibadet yerine gitmelerinin hukuka aykırı biçimde önlenmesi,
- dini vecibelerin yerine getirilmesini fiilen imkânsız hâle getiren hukuka aykırı davranışlarda bulunulması,
somut olayın özelliklerine göre TCK’nın 115. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilir.
Bununla birlikte kamu düzeni, kamu güvenliği, genel sağlık veya kanundan kaynaklanan diğer hukuka uygun sınırlamalar çerçevesinde yapılan müdahaleler otomatik olarak bu suçun oluştuğu anlamına gelmez. Her olayda müdahalenin hukuka uygunluk nedenleri ile temel hak ve özgürlükler arasındaki denge ayrıca değerlendirilmelidir.
İnanç, Düşünce ve Kanaatlerden Kaynaklanan Yaşam Tarzına Müdahale (TCK m.115/3)
Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesinin üçüncü fıkrası, 2014 yılında yapılan değişiklikle maddeye eklenmiş ve bireylerin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzlarına ilişkin tercihleri de açık şekilde ceza hukuku koruması altına alınmıştır.
Bu düzenleme uyarınca, bir kişinin yaşam tarzına ilişkin tercihlerine cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla müdahale edilmesi ya da bu tercihlerini değiştirmeye zorlanması suç oluşturmaktadır.
Yaşam tarzı kavramı, bireyin benimsediği inanç, düşünce veya kanaat doğrultusunda yaptığı tercihlerin günlük yaşama yansımasını ifade etmektedir. Ancak bu kavramın kapsamı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Önemle belirtmek gerekir ki, kanun bireyin belirli bir yaşam tarzını benimsemesini değil; yaşam tarzını özgür iradesiyle belirleme hakkını korumaktadır. Bu nedenle hangi yaşam biçiminin tercih edildiğinin bir önemi bulunmamaktadır. Korunan değer, bireyin serbest iradesidir.
Örneğin;
- inancı nedeniyle tercih ettiği yaşam biçimini değiştirmesi için tehdit edilmesi,
- belirli bir yaşam tarzını benimsemeye zorlanması,
- inançlarından kaynaklanan tercihleri nedeniyle cebir uygulanması,
- hukuka aykırı yöntemlerle yaşam tarzına müdahale edilmesi,
somut olayın özelliklerine göre bu suç kapsamında değerlendirilebilir.
Buna karşılık, bireylerin yaşam tarzlarına ilişkin farklı görüşlerin ifade edilmesi, eleştirilmesi veya hukuka uygun sınırlar içerisinde tartışılması tek başına TCK’nın 115. maddesi kapsamında suç oluşturmaz. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için kanunda belirtilen cebir, tehdit veya hukuka aykırı davranış unsurlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Cebir, Tehdit ve Hukuka Aykırı Başka Bir Davranış Unsuru
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunun oluşabilmesi için kanunda belirtilen seçimlik hareketlerin cebir, tehdit veya kanunun öngördüğü hâllerde hukuka aykırı başka bir davranışla gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Cebir, mağdurun iradesini fiziksel güç kullanarak baskı altına almayı ifade eder. Fiziksel müdahalenin, mağdurun özgür iradesini ortadan kaldıracak veya ciddi şekilde etkileyecek nitelikte olması gerekir.
Tehdit ise mağdurun kendisinin veya yakınlarının hayatına, vücut bütünlüğüne, malvarlığına ya da diğer hukuken korunan menfaatlerine yönelik bir kötülük gerçekleştirileceği yönünde korkutulmasıdır. Tehdidin, mağdur üzerinde iradesini etkileyecek ağırlıkta olması aranır.
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında ayrıca “hukuka aykırı başka bir davranış” ifadesine de yer verilmiştir. Bu kavram, cebir veya tehdit dışında kalan ancak hukuka aykırı nitelikte olup kişinin temel hak ve özgürlüklerini kullanmasını fiilen engelleyen davranışları ifade etmektedir.
Ancak her hukuka aykırı davranışın bu suçu oluşturacağı söylenemez. Davranışın, bireyin inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğünü veya bunlardan kaynaklanan yaşam tarzını kullanmasını gerçekten engelleyici nitelikte olması gerekir.
Bu nedenle suçun oluşup oluşmadığı değerlendirilirken kullanılan yöntem, müdahalenin ağırlığı, mağdur üzerindeki etkisi ve olayın gerçekleşme biçimi birlikte incelenmeli; her somut olay kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
TCK m.119 Kapsamında Ortak Hüküm
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunda, Türk Ceza Kanunu’nun 119. maddesinde düzenlenen ortak ağırlaştırıcı nedenlerin bulunması hâlinde fail hakkında daha ağır ceza uygulanmaktadır.
TCK’nın 119. maddesi, hürriyete karşı suçların belirli şekillerde işlenmesini daha ağır yaptırıma bağlayan ortak bir düzenlemedir. Bu nedenle TCK’nın 115. maddesinde düzenlenen suçun aşağıdaki hâllerden biriyle işlenmesi durumunda verilecek ceza artırılacaktır.
Bu kapsamda suçun;
- Silahla işlenmesi,
- Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle işlenmesi,
- Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi,
- Var olan veya varsayılan suç örgütlerinin oluşturduğu korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi,
- Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi,
hâllerinde Türk Ceza Kanunu’nun 119. maddesi uygulanacaktır.
Bunun yanında suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin meydana gelmesi durumunda, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümler de gündeme gelebilecektir.
Kanun koyucu, bu ağırlaştırıcı nedenleri düzenleyerek kişilerin temel hak ve özgürlüklerine yönelik daha ağır nitelikteki müdahaleleri daha yüksek ceza tehdidi altında tutmayı amaçlamıştır.
Her somut olayda TCK’nın 119. maddesinin uygulanabilmesi için ağırlaştırıcı nedenlerin gerçekleşip gerçekleşmediği mahkeme tarafından dosya kapsamındaki deliller ışığında ayrıca değerlendirilmektedir.
İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme Suçunda Deliller
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunda ispat, ceza muhakemesinin genel ilkeleri çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Suçun işlendiğine ilişkin değerlendirme yapılırken tek bir delile bağlı kalınmayıp, dosyada bulunan tüm hukuka uygun deliller birlikte incelenmektedir.
Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında başvurulabilecek başlıca deliller şunlardır:
- Mağdur beyanı,
- Şüpheli veya sanık savunması,
- Tanık anlatımları,
- Kamera kayıtları,
- Ses ve görüntü kayıtları (hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması kaydıyla),
- Telefon mesajları, elektronik posta yazışmaları ve diğer dijital deliller,
- Sosyal medya paylaşımları,
- Olay yeri inceleme tutanakları,
- Adli raporlar,
- Kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar,
- Diğer hukuka uygun ispat araçları.
Özellikle suçun cebir veya tehdit kullanılarak işlendiğinin iddia edildiği olaylarda, mağdur beyanlarının diğer delillerle desteklenmesi önem taşımaktadır. Bununla birlikte ceza yargılamasında hiçbir delilin tek başına kesin üstünlüğü bulunmamakta; tüm deliller bir bütün hâlinde değerlendirilmektedir.
Mahkeme, delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilip edilmediğini, birbirleriyle uyumunu ve somut olayın özelliklerini dikkate alarak suçun kanuni unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine karar vermektedir.
İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunda görevli mahkeme, suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı dikkate alınarak belirlenmektedir.
5235 sayılı Kanun uyarınca, Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesinde düzenlenen bu suç bakımından görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.
Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir. Suçun işlendiği yerin belirlenememesi veya Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen istisnai hâllerin bulunması durumunda ise yetki, ilgili kanun hükümlerine göre belirlenecektir.
Soruşturma süreci Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte; yeterli şüphenin bulunması hâlinde düzenlenen iddianamenin kabulüyle birlikte kovuşturma aşamasına geçilmektedir.
İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme Suçunda Zamanaşımı
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunda dava zamanaşımı, Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesi hükümlerine göre belirlenmektedir.
Kanunda öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında, bu suç bakımından dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
Bu süre içerisinde soruşturma veya kovuşturma işlemlerinin gerçekleştirilmemesi ya da zamanaşımını kesen veya durduran nedenlerin bulunmaması hâlinde ceza davası zamanaşımına uğrayacaktır.
Ancak zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında, Türk Ceza Kanunu’nun 66 ve devamı maddelerinde düzenlenen kesilme ve durma nedenleri de dikkate alınmalıdır. Bu nedenle her somut olayda zamanaşımı süresinin başlangıcı ve sona erme tarihi olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmektedir.
Uygulamada Karşılaşılan Durumlar
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu, uygulamada yalnızca açık cebir veya tehdit fiilleriyle değil; bireylerin temel hak ve özgürlüklerini kullanmalarını fiilen engelleyen farklı davranışlarla da gündeme gelebilmektedir.
Uygulamada karşılaşılan bazı örnek durumlar şunlardır:
- Bir kişinin dini inancını açıklaması için tehdit edilmesi,
- Siyasi görüşünü açıklamaması yönünde baskı kurulması,
- Felsefi veya sosyal düşüncelerini değiştirmeye zorlanması,
- Dini ibadet veya ayinin hukuka aykırı şekilde engellenmesi,
- İbadet yerine gitmesinin fiilen önlenmesi,
- İnançlarından kaynaklanan yaşam tarzını değiştirmesi için cebir uygulanması,
- Yaşam tarzına ilişkin tercihlere hukuka aykırı şekilde müdahale edilmesi.
Bununla birlikte her fikir ayrılığı, eleştiri, ikna girişimi veya düşünce açıklaması bu suç kapsamında değerlendirilemez. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için kanunda aranan cebir, tehdit veya hukuka aykırı davranış unsurlarının somut olayda gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu nedenle uygulamada her olay; tarafların beyanları, deliller, müdahalenin niteliği ve temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilerek çözümlenmektedir.
Yargı Uygulaması ve Hukuki Değerlendirme
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçuna ilişkin yargısal değerlendirmelerde temel ölçüt, bireyin anayasal güvence altındaki hak ve özgürlüklerine yönelik müdahalenin ceza hukuku anlamında suç teşkil edecek ağırlıkta olup olmadığının belirlenmesidir.
Mahkemeler tarafından yapılan değerlendirmelerde özellikle;
- cebir veya tehdidin hukuki anlamda gerçekleşip gerçekleşmediği,
- hukuka aykırı başka bir davranışın bulunup bulunmadığı,
- mağdurun iradesinin gerçekten baskı altına alınıp alınmadığı,
- müdahalenin inanç, düşünce, kanaat veya bunlardan kaynaklanan yaşam tarzına yönelik olup olmadığı,
- suçun kanuni unsurlarının tümüyle oluşup oluşmadığı,
hususları önem taşımaktadır.
Özellikle ikinci ve üçüncü fıkralarda yer alan “hukuka aykırı başka bir davranış” kavramı, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmektedir. Bu nedenle her hukuka aykırı davranışın otomatik olarak TCK’nın 115. maddesi kapsamında suç oluşturduğu söylenemez.
Ceza yargılamasında mahkemeler, dosyada bulunan tüm hukuka uygun delilleri birlikte değerlendirerek suçun kanuni unsurlarının oluşup oluşmadığına karar vermektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu nedir?
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçu; bir kimsenin dini, siyasi, sosyal veya felsefi inanç, düşünce ve kanaatini açıklamaya veya değiştirmeye zorlanması, bunları açıklamasının ya da yaymasının engellenmesi, dini ibadetlerinin engellenmesi veya inançlarından kaynaklanan yaşam tarzına hukuka aykırı şekilde müdahale edilmesini cezalandıran suç tipidir. Suç, Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesinde düzenlenmiştir.
TCK 115 kapsamında hangi fiiller suç oluşturur?
Kanunda üç temel fiil suç olarak düzenlenmiştir. Bunlar;
- Kişinin dini, siyasi, sosyal veya felsefi inanç, düşünce ve kanaatini açıklamaya ya da değiştirmeye cebir veya tehdit kullanılarak zorlanması,
- Dini ibadet veya ayinlerin cebir, tehdit ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi,
- İnanç, düşünce veya kanaatlerden kaynaklanan yaşam tarzına cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla müdahale edilmesi ya da kişinin yaşam tarzını değiştirmeye zorlanmasıdır.
Her baskı veya eleştiri TCK 115 kapsamında suç oluşturur mu?
Hayır. Her baskı, eleştiri, fikir ayrılığı veya ikna çabası bu suçu oluşturmaz. TCK’nın 115. maddesinin uygulanabilmesi için kanunda belirtilen cebir, tehdit veya ilgili fıkralarda öngörülen hukuka aykırı başka bir davranışın bulunması gerekir. Suçun oluşup oluşmadığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Dini ibadetin engellenmesi hangi durumlarda suç sayılır?
Bir kişinin dini inancının gereğini yerine getirmesinin veya dini ibadet ya da ayinlerini bireysel ya da toplu olarak gerçekleştirmesinin cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi hâlinde TCK’nın 115. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.
Yaşam tarzına müdahale edilmesi her durumda suç mudur?
Hayır. Yaşam tarzına ilişkin her müdahale ceza hukuku bakımından suç oluşturmaz. Ancak kişinin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla müdahale edilmesi ya da bu tercihlerini değiştirmeye zorlanması hâlinde TCK’nın 115. maddesi uygulanabilir.
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunda görevli mahkeme hangisidir?
Bu suça ilişkin davalarda görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.
TCK 115 kapsamında dava zamanaşımı süresi ne kadardır?
Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesi uyarınca, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme suçunda dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Ancak zamanaşımının kesilmesi veya durması gibi hukuki nedenlerin bulunması hâlinde bu süre somut olaya göre değişiklik gösterebilir.
Sonuç
İnanç, düşünce ve kanaat özgürlüğü, demokratik hukuk devletinin temelini oluşturan vazgeçilmez hak ve özgürlükler arasında yer almaktadır.
Bireylerin hangi dine inanacaklarına, hangi düşünceyi benimseyeceklerine, düşüncelerini açıklayıp açıklamayacaklarına veya inançlarından kaynaklanan yaşam tarzlarını nasıl şekillendireceklerine özgür iradeleriyle karar verebilmeleri, hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur.
Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesi; kişilerin inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğünü, dini ibadetlerini yerine getirme hakkını ve bu değerlerden kaynaklanan yaşam tarzı tercihlerini ceza hukuku koruması altına alarak temel hak ve özgürlüklerin etkin şekilde korunmasını amaçlamaktadır.
Bununla birlikte, her fikir ayrılığı, eleştiri veya müdahale bu suçun oluştuğu anlamına gelmez.
Suçun oluşup oluşmadığı değerlendirilirken cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranış unsurunun bulunup bulunmadığı, müdahalenin mağdurun temel hak ve özgürlüklerini gerçekten ihlal edip etmediği ve olayın tüm özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle TCK’nın 115. maddesi kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, olayın hukuki niteliğinin somut deliller ışığında değerlendirilmesi ve ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde incelenmesi büyük önem taşımaktadır.
Konuya dair alanında uzman bir Ankara ceza avukatından destek alınması tavsiye edilmektedir.

