Giriş
Dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte kişisel verilerin toplanması kadar, bu verilerin üçüncü kişilerle paylaşılması ve yetkisiz kişiler tarafından ele geçirilmesi de önemli hukuki sorunlardan biri hâline gelmiştir.
Günümüzde kimlik bilgileri, iletişim bilgileri, sağlık kayıtları, finansal veriler ve diğer kişisel bilgiler; elektronik posta, mesajlaşma uygulamaları, bulut depolama sistemleri ve sosyal medya platformları aracılığıyla saniyeler içerisinde çok geniş kitlelere ulaştırılabilmektedir.
Kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde paylaşılması veya yetkisiz kişiler tarafından ele geçirilmesi, yalnızca bireyin özel hayatını değil; kişilik haklarını, bilgi güvenliğini ve temel hak ve özgürlüklerini de ciddi şekilde tehdit etmektedir.
Bu nedenle kanun koyucu, kişisel verilerin yalnızca hukuka aykırı olarak kaydedilmesini değil, aynı zamanda hukuka aykırı şekilde verilmesini, yayılmasını ve ele geçirilmesini de bağımsız bir suç olarak düzenlemiştir.
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde düzenlenen Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme Suçu, kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılması, geniş kitlelere yayılması veya yetkisiz kişiler tarafından elde edilmesini cezalandırmayı amaçlayan önemli suç tiplerinden biridir.
Bu makalede; suçun kanuni düzenlemesi, korunan hukuki değer, suçun unsurları, “verme”, “yayma” ve “ele geçirme” kavramları, nitelikli hâller, deliller, görevli mahkeme, zamanaşımı, şikâyet, uzlaştırma ve uygulamada en sık karşılaşılan örnekler ayrıntılı olarak incelenecektir.
Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme Suçu Nedir?
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu; bir kişiye ait kişisel verilerin hukuki bir sebep bulunmaksızın üçüncü kişilere verilmesi, belirsiz sayıda kişinin erişimine sunulacak şekilde yayılması veya yetkisiz kişiler tarafından ele geçirilmesi hâlinde oluşan suç tipidir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde düzenlenen bu suç ile bireyin kişisel verileri üzerindeki tasarruf hakkı ve bilgi mahremiyeti ceza hukuku güvencesi altına alınmaktadır.
Bu suç bakımından korunan hukuki değer yalnızca özel hayatın gizliliği değildir. Aynı zamanda bireyin, kendisine ait kişisel verilerin kimler tarafından kullanılacağını belirleme hakkı da korunmaktadır.
Suçun oluşabilmesi için kişisel verilerin mutlaka ekonomik amaçla paylaşılması veya failin maddi menfaat elde etmesi gerekmez. Hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen verme, yayma veya ele geçirme fiillerinden herhangi birinin gerçekleşmesi suçun oluşması bakımından yeterlidir.
Örneğin;
- müşteri bilgilerinin rakip firmaya gönderilmesi,
- çalışanlara ait özlük bilgilerinin üçüncü kişilerle paylaşılması,
- sağlık kayıtlarının yetkisiz kişilere verilmesi,
- kişisel veri içeren dosyaların sosyal medyada yayımlanması,
- şirket veri tabanının izinsiz şekilde kopyalanması,
gibi fiiller, somut olayın özelliklerine göre Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi kapsamında değerlendirilebilir.
TCK m.136 Kanun Metni
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi şu şekildedir:
Madde 136- (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır.
Kanun koyucu, tek bir madde içerisinde üç farklı seçimlik hareketi suç olarak düzenlemiştir.
Buna göre;
- kişisel verilerin verilmesi,
- kişisel verilerin yayılması,
- kişisel verilerin ele geçirilmesi
fiillerinden herhangi birinin hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi hâlinde TCK’nın 136. maddesinde düzenlenen suç oluşabilecektir.
Korunan Hukuki Değer
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde düzenlenen suç ile korunan temel hukuki değer, bireyin kişisel verileri üzerindeki hâkimiyeti, bilgi mahremiyeti ve kişilik haklarıdır.
Kişisel veriler, bireyin kimliğini, sosyal yaşamını, ekonomik durumunu, sağlık bilgilerini, aile ilişkilerini ve özel yaşamına ilişkin birçok unsuru ortaya koyabilecek nitelikte olabilir. Bu nedenle kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde üçüncü kişilere verilmesi veya yetkisiz kişiler tarafından ele geçirilmesi, bireyin yalnızca özel hayatını değil; güvenliğini, ekonomik varlığını ve toplumsal itibarını da olumsuz etkileyebilir.
TCK’nın 135. maddesinde esas olarak kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde kayıt altına alınması cezalandırılırken, 136. maddede artık kişisel verilerin bireyin kontrol alanından çıkarılması ve üçüncü kişilerin erişimine sunulması yaptırıma bağlanmıştır.
Başka bir ifadeyle TCK’nın 135. maddesi, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak oluşturulan kayıtlarını önlemeyi amaçlarken; TCK’nın 136. maddesi, bu kayıtların üçüncü kişilere aktarılmasını, yayılmasını veya yetkisiz kişilerce elde edilmesini engelleyerek kişisel verilerin dolaşıma girmesini önlemeyi hedeflemektedir.
Bu yönüyle TCK’nın 136. maddesi, bilgi mahremiyetini koruyan en önemli ceza normlarından biri niteliğindedir.
Verme, Yayma ve Ele Geçirme Kavramları
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde kişisel veriler bakımından üç farklı seçimlik hareket suç olarak düzenlenmiştir. Bunlar; verme, yayma ve ele geçirme fiilleridir.
Kanun koyucu bu üç hareketi ayrı ayrı sayarak, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde dolaşıma sokulmasının her aşamasını cezai yaptırım altına almayı amaçlamıştır.
Her ne kadar bu üç hareket aynı madde içerisinde düzenlenmiş olsa da hukuki anlamları ve uygulama alanları birbirinden farklıdır. Bu nedenle somut olay değerlendirilirken öncelikle hangi hareketin gerçekleştiğinin doğru şekilde belirlenmesi gerekir.
Verme Fiili Ne Demektir?
Verme; kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde belirli bir kişi veya belirlenebilir kişi grubuna aktarılması anlamına gelmektedir.
Burada verinin kamuoyuna açıklanması gerekmez. Kişisel verilerin yalnızca tek bir kişiye gönderilmesi dahi verme fiilinin gerçekleşmesi için yeterli olabilir.
Önemli olan, kişisel verilerin veri sahibinin iradesi dışında ve hukuka aykırı olarak üçüncü bir kişinin erişimine sunulmasıdır.
Verme fiili birçok farklı yöntemle gerçekleştirilebilir.
Örneğin;
- elektronik posta yoluyla müşteri listesinin gönderilmesi,
- WhatsApp üzerinden kimlik bilgilerinin paylaşılması,
- Telegram aracılığıyla sağlık kayıtlarının gönderilmesi,
- USB bellek içerisinde kişisel verilerin teslim edilmesi,
- basılı personel listesinin üçüncü kişiye verilmesi,
- bulut depolama bağlantısının paylaşılması,
- kimlik fotokopisinin başka bir kişiye gönderilmesi,
gibi fiiller, somut olayın özelliklerine göre kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi kapsamında değerlendirilebilir.
Verme fiilinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus, paylaşımın belirli kişi veya kişilere yönelmiş olmasıdır.
Yayma Fiili Ne Demektir?
Yayma; kişisel verilerin belirsiz sayıda kişinin erişimine sunulması veya geniş bir çevreye ulaştırılması anlamına gelmektedir.
Verme fiilinden farklı olarak burada kişisel veri yalnızca belirli bir kişiye değil, çok daha geniş bir kitleye ulaşabilecek şekilde dolaşıma sokulmaktadır.
Bu nedenle yayma fiili, kişisel veriler bakımından daha ağır sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Yayma fiiline örnek olarak;
- kişisel verilerin internet sitesinde yayımlanması,
- sosyal medya hesaplarında paylaşılması,
- herkese açık Telegram kanallarında yayımlanması,
- forum sitelerine yüklenmesi,
- veri tabanının internet ortamına sızdırılması,
- kişisel veri içeren belgelerin herkese açık klasörlerde paylaşılması,
- çok sayıda kişinin erişebileceği mesaj gruplarında yayımlanması,
gibi durumlar gösterilebilir.
Yayma fiilinde esas olan, kişisel verilerin belirli kişilerle sınırlı kalmayıp geniş bir çevrenin erişimine açık hâle getirilmesidir.
Ele Geçirme Fiili Ne Demektir?
Ele geçirme; kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi ve failin hâkimiyet alanına alınması anlamına gelmektedir.
Burada önemli olan husus, failin kişisel veriyi kullanıp kullanmaması değildir.
Verinin hukuka aykırı şekilde elde edilmesiyle birlikte ele geçirme fiili gerçekleşebilir.
Ele geçirme fiili;
- bilişim sistemlerine yetkisiz giriş yapılması,
- şirket veri tabanının kopyalanması,
- USB belleğe veri aktarılması,
- güvenlik açıklarından yararlanılarak verilerin indirilmesi,
- unutulan veya kaybedilen dijital cihazlardan kişisel verilerin alınması,
- yetkisiz kullanıcı hesabı oluşturularak verilere erişilmesi,
- fiziksel dosyaların gizlice alınması,
gibi birçok farklı yöntemle gerçekleştirilebilir.
Önemli olan, failin hukuki bir yetkisi bulunmaksızın kişisel verilere fiilî hâkimiyet sağlamasıdır.
Verme ile Yayma Arasındaki Fark
Uygulamada en çok karıştırılan konulardan biri verme ve yayma kavramlarıdır.
Bu iki hareket birbirine benzese de kapsam bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Verme fiilinde kişisel veri belirli bir kişi veya belirli kişilerle paylaşılır.
Yayma fiilinde ise kişisel veri, belirsiz sayıda kişinin erişimine açık hâle getirilir.
Örneğin bir şirket çalışanının müşteri listesini yalnızca rakip firmaya göndermesi verme fiiline örnek oluşturabilir.
Buna karşılık aynı listenin internet ortamında yayımlanması veya sosyal medya üzerinden herkesin erişimine açılması yayma fiili kapsamında değerlendirilebilir.
Dolayısıyla yayma fiilinin etki alanı verme fiiline göre çok daha geniştir.
Ele Geçirme ile Verme Arasındaki Fark
Ele geçirme fiili ile verme fiili de birbirinden farklı hukuki anlam taşımaktadır.
Ele geçirmede fail, kişisel veriyi hukuka aykırı şekilde elde eden kişi konumundadır.
Vermede ise fail, elindeki kişisel veriyi başkasına aktaran kişi konumundadır.
Örneğin bir çalışanın şirket veri tabanını gizlice bilgisayarına kopyalaması ele geçirme fiilini oluşturabilir.
Daha sonra aynı çalışanın bu verileri başka bir şirkete göndermesi hâlinde ise artık verme fiili de gerçekleşebilir.
Bu nedenle aynı olay içerisinde hem ele geçirme hem de verme hareketlerinin birlikte gerçekleşmesi mümkündür.
Aynı Olayda Birden Fazla Hareket Gerçekleşebilir mi?
Evet.
Bazı olaylarda fail önce kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirebilir, ardından bu verileri üçüncü kişilere verebilir veya internet ortamında yayabilir.
Örneğin;
Bir kişinin şirket veri tabanına yetkisiz şekilde girerek müşteri bilgilerini kendi bilgisayarına indirmesi ele geçirme fiilini oluşturabilir.
Daha sonra bu müşteri listesini rakip firmaya göndermesi verme fiilini,
aynı listeyi sosyal medya hesabında paylaşması ise yayma fiilini oluşturabilir.
Bu gibi durumlarda fiiller arasındaki ilişki, suçların içtimaına ilişkin genel hükümler ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilir.
Verme, Yayma ve Ele Geçirme Fiillerinin Dijital Ortamdaki Görünüm Biçimleri
Teknolojik gelişmeler, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde aktarılmasını ve elde edilmesini oldukça kolaylaştırmıştır. Günümüzde bu fiiller yalnızca fiziksel belgeler üzerinden değil, çok çeşitli dijital platformlar aracılığıyla da gerçekleştirilebilmektedir.
Uygulamada en sık karşılaşılan örneklerden bazıları şunlardır:
- elektronik posta ile kişisel veri gönderilmesi,
- mesajlaşma uygulamaları üzerinden kimlik veya iletişim bilgilerinin paylaşılması,
- bulut depolama bağlantılarının yetkisiz kişilerle paylaşılması,
- şirket veri tabanlarının kopyalanması,
- sosyal medya platformlarında kişisel veri içeren belgelerin yayımlanması,
- güvenlik açıklarından yararlanılarak veri indirilmesi,
- taşınabilir depolama cihazlarıyla kişisel verilerin çoğaltılması,
- veri tabanlarının internet ortamına sızdırılması.
Ancak bu örneklerin her biri bakımından suçun oluşup oluşmadığı; verinin niteliği, paylaşımın hukuki dayanağı, failin yetkisi ve somut olayın tüm özellikleri dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.
Kişisel Veri Kavramı
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun konusunu, kişisel veriler oluşturmaktadır. Bu nedenle öncelikle hangi bilgilerin kişisel veri niteliğinde olduğunun doğru şekilde belirlenmesi gerekir.
Türk Ceza Kanunu’nda kişisel veri kavramına ilişkin açık bir tanım bulunmamakla birlikte, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 3. maddesinde kişisel veri; kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi olarak tanımlanmıştır.
Bu tanım oldukça geniştir. Bir bilginin kişisel veri olarak kabul edilebilmesi için kişinin kimliğini doğrudan göstermesi zorunlu değildir. Başka bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde belirli bir gerçek kişiye ulaşılmasını sağlayan her türlü bilgi de kişisel veri niteliğindedir.
Örneğin;
- ad ve soyadı,
- Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,
- doğum tarihi,
- telefon numarası,
- elektronik posta adresi,
- ikamet adresi,
- araç plakası,
- IP adresi,
- biyometrik veriler,
- sağlık kayıtları,
- banka hesap bilgileri,
- konum verileri,
- fotoğraf ve video kayıtları,
kişisel veri kapsamında değerlendirilebilecek bilgiler arasında yer almaktadır.
Buna karşılık herhangi bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyen anonim veriler veya kimliği belirlemeye elverişli olmayan istatistiksel bilgiler kural olarak kişisel veri niteliği taşımaz.
TCK’nın 136. maddesinde suçun oluşabilmesi için hukuka aykırı şekilde verilen, yayılan veya ele geçirilen bilginin kişisel veri niteliğinde olması gerekir. Aksi hâlde bu suçtan söz edilemez.
Suçun Unsurları
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun oluşabilmesi için suçun maddi ve manevi unsurlarının somut olayda birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Kanunda üç farklı seçimlik hareket öngörülmüş olmakla birlikte, bu hareketlerin ortak noktası kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde bireyin hâkimiyet alanı dışına çıkarılması veya yetkisiz kişiler tarafından elde edilmesidir.
Bu nedenle her somut olayda kişisel verinin niteliği, hareketin şekli, failin yetkisi ve hukuka uygunluk nedenlerinin bulunup bulunmadığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Maddi Unsur
Suçun maddi unsurunu, kişisel verilerin;
- verilmesi,
- yayılması,
- ele geçirilmesi,
şeklindeki seçimlik hareketlerden herhangi birinin hukuka aykırı olarak gerçekleştirilmesi oluşturmaktadır.
Kanun koyucu bu üç hareketten yalnızca birinin gerçekleşmesini suçun oluşması bakımından yeterli görmüştür.
Dolayısıyla failin hem veriyi ele geçirip hem de üçüncü kişilere vermesi zorunlu değildir.
Ancak aynı olay içerisinde birden fazla hareketin birlikte gerçekleşmesi de mümkündür.
Örneğin fail önce kişisel verileri ele geçirip daha sonra bu verileri başka kişilere gönderebilir veya internet ortamında yayımlayabilir.
Bu durumda olayın özelliklerine göre suçların içtimaına ilişkin hükümler ayrıca değerlendirilir.
Seçimlik Hareketli Bir Suçtur
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi, seçimlik hareketli suçlar arasında yer almaktadır.
Kanunda yer alan;
- vermek,
- yaymak,
- ele geçirmek
hareketlerinden herhangi birinin gerçekleştirilmesi suçun oluşması için yeterlidir.
Failin üç hareketi birden gerçekleştirmesi aranmaz.
Bu yönüyle TCK’nın 136. maddesi, TCK’nın 135. maddesinden ayrılmaktadır.
Zira TCK’nın 135. maddesinde suç yalnızca kişisel verilerin kaydedilmesi hareketiyle oluşurken, TCK’nın 136. maddesinde üç farklı hareket bağımsız olarak cezalandırılmaktadır.
Netice Unsuru
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunda ayrıca bir zarar neticesinin meydana gelmesi aranmaz.
Kişisel verilerin gerçekten kullanılmasına, ekonomik zarara neden olunmasına veya mağdurun somut bir kayba uğramasına gerek bulunmamaktadır.
Kanunda belirtilen seçimlik hareketlerden herhangi birinin hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesiyle birlikte suç tamamlanır.
Ancak kişisel verilerin geniş kitlelere yayılması, mağdurun ekonomik kayba uğraması veya başka suçların işlenmesine neden olması gibi hususlar, somut olayın özelliklerine göre cezanın belirlenmesinde veya başka suç tiplerinin değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.
Manevi Unsur
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu yalnızca kasten işlenebilen suçlardan biridir.
Failin;
- paylaştığı,
- yaydığı veya
- ele geçirdiği
bilginin kişisel veri niteliğinde olduğunu bilmesi ve bu fiilleri gerçekleştirme iradesiyle hareket etmesi gerekir.
Kanunda bu suç bakımından taksirli işlenme hâline ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığından, dikkatsizlik veya özensizlik sonucu meydana gelen fiiller TCK’nın 136. maddesi kapsamında değerlendirilemez.
Bununla birlikte failin kastının kapsamı belirlenirken olayın oluş şekli, veriye erişim yöntemi, paylaşım amacı ve diğer tüm somut olay özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.
Hukuka Aykırılık Unsuru
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde cezalandırılan fiillerin ortak özelliği, hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmeleridir.
Dolayısıyla her veri paylaşımı veya her veri aktarımı suç oluşturmaz.
Örneğin;
- kanundan doğan bildirim yükümlülükleri,
- mahkeme kararının yerine getirilmesi,
- Cumhuriyet savcılığına delil sunulması,
- ilgili kişinin açık rızasına dayanılarak veri paylaşılması,
- kanuni yetkiye dayanılarak kamu kurumları arasında veri aktarılması,
gibi durumlarda hukuka uygunluk nedenleri gündeme gelebilir.
Buna karşılık herhangi bir hukuki dayanak bulunmaksızın kişisel verilerin üçüncü kişilere verilmesi, internette yayımlanması veya yetkisiz şekilde ele geçirilmesi hâlinde suçun hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır.
Suçun Faili
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde fail bakımından herhangi bir özellik öngörülmemiştir.
Bu nedenle suç, herkes tarafından işlenebilen genel suçlardan biridir.
Gerçek kişiler, hukuka aykırı olarak kişisel verileri veren, yayan veya ele geçiren kişi sıfatıyla bu suçun faili olabilir.
Ancak suçun kamu görevlisi tarafından görevin sağladığı yetkinin kötüye kullanılması suretiyle veya belirli bir meslek ya da sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi hâlinde, TCK’nın 137. maddesinde düzenlenen ortak nitelikli hâller uygulanacaktır.
Suçun Mağduru
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun mağduru, kişisel verisi hukuka aykırı şekilde verilen, yayılan veya ele geçirilen gerçek kişidir.
Bu suç bakımından korunan hukuki değer, gerçek kişilerin kişisel verileri üzerindeki tasarruf hakkı olduğundan, tüzel kişiler kural olarak suçun mağduru olamaz.
Ancak bir tüzel kişiye ait belgeler içerisinde belirli veya belirlenebilir gerçek kişilere ilişkin bilgiler bulunuyorsa, bu kişiler bakımından mağduriyet söz konusu olabilir.
Örneğin bir şirkete ait personel veri tabanının hukuka aykırı şekilde üçüncü kişilere aktarılması hâlinde mağdur şirket değil; kişisel verileri paylaşılan çalışanlardır.
Suçun Tamamlanma Anı
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu, kanunda belirtilen seçimlik hareketlerden herhangi birinin tamamlanmasıyla birlikte oluşur.
Örneğin;
- kişisel verilerin elektronik posta yoluyla gönderilmesi,
- internet ortamında yayımlanması,
- veri tabanının hukuka aykırı şekilde kopyalanması,
anında suç tamamlanabilir.
Verilerin daha sonra kullanılmamış olması, silinmesi veya failin ekonomik kazanç elde etmemesi, kural olarak suçun oluşumunu ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle TCK’nın 136. maddesi bakımından önemli olan husus, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde bireyin hâkimiyet alanı dışına çıkarılması veya yetkisiz kişinin fiilî hâkimiyetine geçirilmesidir.
Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme Suçunda Hukuka Uygunluk Nedenleri
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla her veri aktarımı, her veri paylaşımı veya her veri elde etme işlemi suç olarak değerlendirilemez. Bazı durumlarda kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılması veya belirli kişiler tarafından elde edilmesi, kanundan veya hukuken geçerli bir sebepten kaynaklanabilir.
Bu gibi hâllerde kişisel verilerin verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi hukuka uygun kabul edilir ve TCK’nın 136. maddesi kapsamında cezai sorumluluk doğmaz.
Hukuka uygunluk nedenleri değerlendirilirken yalnızca Türk Ceza Kanunu hükümleri değil; Anayasa, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve ilgili özel kanun hükümleri de birlikte dikkate alınmalıdır.
İlgili Kişinin Açık Rızası
Kişisel verilerin üçüncü kişilerle paylaşılmasını hukuka uygun hâle getiren en önemli nedenlerden biri, ilgili kişinin açık rızasının bulunmasıdır.
Açık rıza; belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan onayı ifade eder.
Buna göre ilgili kişinin;
- hangi kişisel verisinin paylaşılacağını,
- verinin kimlerle paylaşılacağını,
- paylaşımın hangi amaçla yapılacağını,
- paylaşımın kapsamını,
- paylaşımın sonuçlarını,
bilerek ve özgür iradesiyle kabul etmesi gerekir.
Ancak açık rızanın bulunması, her türlü veri paylaşımını sınırsız şekilde hukuka uygun hâle getirmez.
Paylaşımın açık rızanın kapsamını aşması veya farklı amaçlarla kullanılması hâlinde hukuka uygunluk ortadan kalkabilir.
Kanunun Açıkça Yetki Verdiği Hâller
Bazı durumlarda kişisel verilerin üçüncü kişilerle paylaşılması doğrudan kanundan kaynaklanan bir yükümlülüğün yerine getirilmesi amacıyla gerçekleştirilmektedir.
Örneğin;
- nüfus kayıtlarının yetkili kurumlarla paylaşılması,
- sosyal güvenlik bildirimlerinin yapılması,
- vergi idaresine bilgi verilmesi,
- adli mercilere bilgi sunulması,
- sağlık alanındaki zorunlu bildirimler,
- kolluk kuvvetlerinin kanundan doğan bilgi taleplerinin karşılanması,
kanuni düzenlemelere dayandığından hukuka uygun kabul edilir.
Bu gibi durumlarda kişisel verilerin aktarılması, TCK’nın 136. maddesi kapsamında suç oluşturmaz.
Mahkeme Kararı veya Savcılık Talebi Üzerine Veri Paylaşılması
Mahkemeler ve Cumhuriyet savcılıkları tarafından yürütülen soruşturma veya kovuşturma işlemleri kapsamında kişisel verilerin paylaşılması gerekebilir.
Örneğin;
- mahkeme müzekkeresine cevap verilmesi,
- savcılık tarafından istenilen kayıtların gönderilmesi,
- bilirkişiye dosya teslim edilmesi,
- adli soruşturma kapsamında dijital kayıtların sunulması,
kanuni yükümlülük kapsamında gerçekleştirilen veri aktarımlarıdır.
Bu nedenle yetkili mercilerin hukuka uygun talepleri doğrultusunda gerçekleştirilen veri paylaşımı, suç oluşturmaz.
Bir Hakkın Tesisi, Kullanılması veya Korunması
Bazı durumlarda kişisel verilerin paylaşılması, hukuki bir hakkın korunabilmesi için zorunlu olabilir.
Örneğin;
- dava dilekçesine delil eklenmesi,
- icra takibinde gerekli belgelerin sunulması,
- alacağın ispatı amacıyla belge ibraz edilmesi,
- savunma hakkının kullanılabilmesi için kişisel verilerin mahkemeye sunulması,
hukuki hakkın tesisi, kullanılması veya korunması kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak burada paylaşılan veriler, ulaşılmak istenen hukuki amaçla sınırlı olmalı; gereksiz veya ölçüsüz veri aktarımından kaçınılmalıdır.
Kanundan Doğan Bildirim Yükümlülükleri
Bazı meslek grupları veya kurumlar, görevleri gereği belirli kişisel verileri ilgili kamu kurumlarına bildirmekle yükümlüdür.
Örneğin;
- işverenlerin Sosyal Güvenlik Kurumuna yaptığı bildirimler,
- bankaların mali suçların önlenmesine yönelik bildirimleri,
- sağlık kuruluşlarının mevzuattan kaynaklanan bildirimleri,
- noterlerin ve tapu müdürlüklerinin kanuni veri aktarımları,
ilgili mevzuata uygun şekilde gerçekleştirildiği sürece hukuka uygun kabul edilir.
Suçun Bildirilmesi ve Delil Sunulması
Bir suçun soruşturulması veya kovuşturulması amacıyla kişisel verilerin yetkili mercilere sunulması da hukuka uygunluk nedenleri arasında değerlendirilebilir.
Örneğin bir kişinin, işlenen bir dolandırıcılık suçunu ispatlamak amacıyla elindeki yazışmaları veya kişisel veri içeren belgeleri Cumhuriyet Başsavcılığına sunması, olayın özelliklerine göre hukuka uygun kabul edilebilir.
Ancak bu kapsamda yapılan veri paylaşımının yalnızca gerekli bilgilerle sınırlı olması ve ölçülülük ilkesine uygun şekilde gerçekleştirilmesi gerekir.
Kamu Yararı ve Kamu Düzeninin Korunması
Bazı istisnai durumlarda kişisel verilerin paylaşılması, kamu düzeninin veya kamu güvenliğinin korunması amacıyla gerekli olabilir.
Örneğin;
- afet ve acil durum yönetimi,
- bulaşıcı hastalıklarla mücadele,
- kayıp kişilerin bulunmasına yönelik çalışmalar,
- milli güvenliğe ilişkin kanuni faaliyetler,
kapsamında gerçekleştirilen veri aktarımları, ilgili mevzuat çerçevesinde hukuka uygun kabul edilebilir.
Ancak bu tür durumlarda da veri paylaşımının kanuni sınırlar içerisinde gerçekleştirilmesi zorunludur.
Hukuka Uygunluk Nedenlerinin Sınırları
Hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı, kişisel verilerin sınırsız şekilde paylaşılabileceği anlamına gelmez.
Her veri aktarımı bakımından;
- hukuki dayanağın bulunması,
- paylaşımın belirli bir amaç taşıması,
- gerekli olması,
- ölçülü olması,
- amacını aşmaması,
gerekmektedir.
Örneğin bir mahkemenin yalnızca belirli belgeleri istemesine rağmen bunun dışında kalan tüm kişisel verilerin de paylaşılması, hukuka uygunluk nedeninin kapsamını aşabilir.
Benzer şekilde açık rıza yalnızca belirli bir veri aktarımını kapsıyorsa, bunun dışında gerçekleştirilen paylaşımlar hukuka uygun kabul edilmeyecektir.
Bu nedenle TCK’nın 136. maddesi bakımından değerlendirme yapılırken yalnızca kişisel verilerin paylaşılmış olması değil; paylaşımın hukuki dayanağı, kapsamı, amacı ve ölçülülüğü birlikte değerlendirilmelidir.
TCK m.136/2 Kapsamındaki Nitelikli Hâl
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinin ikinci fıkrası, 7188 sayılı Kanun ile 17.10.2019 tarihinde maddeye eklenmiştir.
Bu düzenleme ile kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi suçunun bazı durumlarda çok daha ağır sonuçlar doğurabileceği kabul edilmiş ve belirli kayıtlar bakımından cezanın artırılması öngörülmüştür.
Kanun hükmüne göre;
Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 236. maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.
Dolayısıyla burada cezanın artırılmasının nedeni, kişisel verinin niteliğinden ziyade paylaşılan veya ele geçirilen kayıtların ait olduğu yargısal sürecin hassasiyetidir.
Kanun koyucu, özellikle korunmaya daha fazla ihtiyaç duyan mağdurlara ilişkin kayıtların hukuka aykırı şekilde paylaşılmasını daha ağır yaptırıma bağlamıştır.
CMK m.236 Kapsamındaki Kayıtlar Nedir?
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 236. maddesi, belirli mağdurların ifadelerinin alınmasına ilişkin özel usulleri düzenlemektedir.
Özellikle çocukların ve belirli suçların mağdurlarının tekrar tekrar ifade vermek zorunda kalmaları, hem psikolojik açıdan zarar verici olabilmekte hem de ikincil mağduriyetlere yol açabilmektedir.
Bu nedenle kanun koyucu, bazı hâllerde mağdurun beyanının görüntülü ve sesli olarak kayda alınmasını öngörmüş ve bu kayıtların sonraki yargılama aşamalarında kullanılmasına imkân tanımıştır.
Ancak bu kayıtlar, sıradan bir görüntü kaydı veya ses kaydı niteliğinde değildir.
Bu kayıtlar, ceza yargılamasının en hassas delilleri arasında yer almakta olup mağdurun kişiliğine, özel yaşamına ve çoğu zaman travmatik olaylara ilişkin bilgiler içermektedir.
Hangi Beyan ve Görüntüler Daha Güçlü Koruma Altındadır?
CMK’nın 236. maddesi kapsamında kayda alınan beyan ve görüntüler çoğu zaman;
- çocuk mağdurların ifadelerini,
- cinsel dokunulmazlığa karşı suç mağdurlarının beyanlarını,
- cinsel istismar mağdurlarının anlatımlarını,
- aile içi şiddet mağdurlarına ilişkin kayıtları,
- psikolojik açıdan korunması gereken kırılgan mağdurların ifadelerini,
içerebilmektedir.
Bu kayıtlar yalnızca kişisel veri değil, aynı zamanda mağdurun özel hayatına, ruhsal bütünlüğüne ve insan onuruna ilişkin son derece hassas bilgiler barındırmaktadır.
Bu nedenle kanun koyucu, söz konusu kayıtların hukuka aykırı şekilde verilmesini, yayılmasını veya ele geçirilmesini daha ağır yaptırıma bağlamıştır.
Cezanın Bir Kat Artırılmasının Amacı
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen ceza artırımının temel amacı, ceza yargılamasında korunması gereken mağdurların ikinci kez mağdur edilmelerini önlemektir.
Özellikle çocuklar ve cinsel suç mağdurları bakımından ifade kayıtlarının hukuka aykırı şekilde paylaşılması;
- mağdurun yeniden travma yaşamasına,
- toplum içerisinde damgalanmasına,
- psikolojik bütünlüğünün bozulmasına,
- özel hayatının ağır şekilde ihlal edilmesine,
- adalete olan güvenin zedelenmesine,
neden olabilecek sonuçlar doğurabilir.
Kanun koyucu bu nedenle yalnızca kişisel veriyi değil, aynı zamanda ceza muhakemesi sürecinde elde edilen bu hassas kayıtların gizliliğini de ceza hukuku koruması altına almıştır.
Bu Düzenleme TCK m.135/2’den Farklıdır
Uygulamada zaman zaman TCK’nın 135. maddesinin ikinci fıkrası ile TCK’nın 136. maddesinin ikinci fıkrası karıştırılabilmektedir.
Oysa bu iki düzenleme tamamen farklı nedenlerle kabul edilmiştir.
TCK’nın 135. maddesinin ikinci fıkrasında cezanın artırılmasının nedeni, kişisel verinin özel nitelikli (hassas) veri olmasıdır.
Buna karşılık TCK’nın 136. maddesinin ikinci fıkrasında ceza artırımı, verinin ait olduğu kayıt türü esas alınarak düzenlenmiştir.
Başka bir ifadeyle TCK’nın 136/2 hükmü, kişisel verinin sağlık verisi veya biyometrik veri olmasından değil; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 236. maddesi kapsamında alınmış özel koruma altındaki beyan ve görüntülerden oluşmasından kaynaklanmaktadır.
Bu yönüyle her iki düzenleme farklı hukuki amaçlara hizmet etmektedir.
TCK m.136/2’nin Uygulanabilmesi İçin Gerekli Şartlar
Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için bazı koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Bunlar;
- suçun TCK’nın 136. maddesi kapsamında işlenmiş olması,
- suçun konusunu oluşturan verilerin, CMK’nın 236. maddesinin beşinci veya altıncı fıkrası uyarınca kayda alınmış beyan ya da görüntülerden oluşması,
- bu kayıtların hukuka aykırı şekilde verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi,
şeklinde özetlenebilir.
Bu şartların gerçekleşmesi hâlinde, temel suç için öngörülen ceza bir kat artırılarak uygulanacaktır.
Değerlendirme
TCK’nın 136. maddesinin ikinci fıkrası, yalnızca kişisel verilerin korunmasına yönelik bir düzenleme değildir. Aynı zamanda ceza muhakemesi sürecinde korunması gereken mağdurların, özellikle de çocukların ve cinsel suç mağdurlarının, yeniden mağdur edilmelerini önlemeyi amaçlayan özel bir güvence niteliğindedir.
Bu nedenle söz konusu kayıtların hukuka aykırı şekilde paylaşılması veya ele geçirilmesi, sıradan bir kişisel veri ihlali olarak değil; adil yargılanma hakkını, mağdur haklarını ve insan onurunu doğrudan etkileyen ağır bir hukuka aykırılık olarak değerlendirilmektedir.
TCK m.137 Kapsamında Ortak Nitelikli Hâller
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu bakımından cezanın artırılmasını gerektiren bazı ortak nitelikli hâller, Türk Ceza Kanunu’nun 137. maddesinde düzenlenmiştir.
Söz konusu madde, yalnızca TCK’nın 136. maddesi bakımından değil; kişisel verilere ilişkin diğer bazı suçlar bakımından da uygulanmaktadır.
Kanun hükmüne göre;
Madde 137- Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;
- a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,
- b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Bu düzenleme ile kanun koyucu, kişisel verilere erişim imkânı bulunan kişilerin bu yetkilerini kötüye kullanmalarını daha ağır şekilde cezalandırmayı amaçlamıştır.
Kamu Görevlisi Tarafından Görevin Sağladığı Yetkinin Kötüye Kullanılması
Kamu görevlileri, görevleri gereği birçok kişisel veriye erişim imkânına sahiptir.
Nüfus kayıtları, tapu bilgileri, sağlık kayıtları, adli sicil bilgileri, sosyal güvenlik kayıtları ve benzeri birçok kişisel veri, kamu kurumlarının bilgi sistemlerinde muhafaza edilmektedir.
Bu nedenle kamu görevlilerinin sahip oldukları erişim yetkisini hukuka aykırı amaçlarla kullanmaları, kişisel verilerin korunması bakımından daha ağır bir tehlike oluşturmaktadır.
Ancak cezanın artırılması için kişinin yalnızca kamu görevlisi olması yeterli değildir.
Ayrıca suçun, görevin sağladığı yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmiş olması gerekir.
Başka bir ifadeyle failin kişisel verilere erişebilmesini sağlayan imkânın, kamu görevi nedeniyle elde edilmiş olması aranır.
Örneğin;
- nüfus müdürlüğünde görev yapan bir memurun vatandaşlara ait kimlik bilgilerini üçüncü kişilere göndermesi,
- hastanede görev yapan kamu personelinin hasta kayıtlarını hukuka aykırı şekilde paylaşması,
- belediye personelinin vatandaşlara ait adres bilgilerini üçüncü kişilere vermesi,
- adliyede görev yapan bir personelin dosya içerisindeki kişisel verileri yetkisiz kişilere aktarması,
somut olayın özelliklerine göre bu nitelikli hâlin uygulanmasına neden olabilir.
Buna karşılık kamu görevlisinin göreviyle ilgisi bulunmayan kişisel verilere, tamamen özel hayatı kapsamında erişmesi ve bunları paylaşması hâlinde TCK’nın 137. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı, olayın özellikleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.
Meslek veya Sanatın Sağladığı Kolaylıktan Yararlanılması
TCK’nın 137. maddesinde düzenlenen ikinci nitelikli hâl, belirli bir meslek veya sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak suçun işlenmesidir.
Bazı meslekler, doğaları gereği kişisel verilere erişim imkânı sağlamaktadır.
Bu kişiler, mesleklerini icra ederken öğrendikleri veya eriştikleri kişisel verileri yalnızca hukuki sınırlar içerisinde kullanmakla yükümlüdür.
Mesleki güven ilişkisinin kötüye kullanılarak kişisel verilerin paylaşılması veya ele geçirilmesi hâlinde ceza artırılacaktır.
Örneğin;
- avukatın müvekkiline ait kişisel verileri hukuka aykırı şekilde üçüncü kişilerle paylaşması,
- doktorun hastaya ait sağlık kayıtlarını yetkisiz kişilere vermesi,
- eczacının reçete bilgilerini hukuka aykırı olarak açıklaması,
- banka çalışanının müşteri bilgilerini başka kişilere aktarması,
- muhasebecinin mükelleflere ait mali bilgileri paylaşması,
- insan kaynakları çalışanının personel özlük dosyalarını üçüncü kişilere göndermesi,
- özel hastane çalışanının hasta kayıtlarını hukuka aykırı şekilde çoğaltması,
somut olayın özelliklerine göre bu nitelikli hâlin uygulanmasına neden olabilir.
Burada önemli olan husus, kişisel verilere erişimin mesleğin sağladığı güven ve yetki sayesinde mümkün hâle gelmiş olmasıdır.
Nitelikli Hâlin Uygulanabilmesi İçin Aranan Şartlar
TCK’nın 137. maddesindeki ceza artırımı, her olayda otomatik olarak uygulanmaz.
Öncelikle TCK’nın 136. maddesinde düzenlenen temel suçun oluşması gerekir.
Bunun yanında;
- failin kamu görevlisi olması ve görevinin sağladığı yetkiyi kötüye kullanması,
veya
- failin belirli bir meslek ya da sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanarak suçu işlemesi,
şartlarından birinin gerçekleşmesi gerekir.
Bu şartların bulunması hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Dijitalleşmenin Nitelikli Hâllere Etkisi
Teknolojik gelişmelerle birlikte kamu kurumları ve özel sektör kuruluşları büyük miktarda kişisel veriyi dijital ortamlarda işlemektedir.
Bu durum, görev veya meslek nedeniyle veri tabanlarına erişim yetkisi bulunan kişilerin sorumluluğunu daha da artırmaktadır.
Örneğin;
- hastane bilgi yönetim sistemleri,
- e-Nabız kayıtları,
- MERNİS verileri,
- UYAP kayıtları,
- banka bilgi sistemleri,
- insan kaynakları yazılımları,
- müşteri ilişkileri yönetim sistemleri (CRM),
çok sayıda kişisel veriyi içermektedir.
Bu sistemlere hukuken erişme yetkisi bulunan kişilerin, erişim yetkilerini kötüye kullanarak kişisel verileri üçüncü kişilere aktarmaları veya hukuka aykırı şekilde çoğaltmaları, yalnızca güven ilişkisini değil; kamu düzenini ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin anayasal güvenceyi de zedelemektedir.
Bu nedenle TCK’nın 137. maddesi, teknolojik gelişmeler karşısında kişisel verilere erişim yetkisini kötüye kullanan kişiler bakımından önemli bir caydırıcılık işlevi görmektedir.
Değerlendirme
TCK’nın 137. maddesi ile amaçlanan, kişisel verilere tesadüfen ulaşan kişiler ile görev, meslek veya uzmanlık nedeniyle bu verilere erişim imkânına sahip olan kişiler arasında bir ayrım yapılmasıdır.
Kanun koyucu, toplumun güven duyduğu kamu görevlileri ile belirli meslek mensuplarının sahip oldukları yetkiyi kötüye kullanmalarını daha ağır yaptırıma bağlayarak, kişisel verilerin korunmasına yönelik güveni güçlendirmeyi hedeflemiştir.
Bu nedenle kişisel verilere erişim yetkisi bulunan herkesin, görev ve mesleklerinin gerektirdiği özen yükümlülüğüne uygun hareket etmesi büyük önem taşımaktadır.
Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme Suçunda Deliller
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde düzenlenen suçun ispatında kullanılabilecek deliller, olayın gerçekleşme şekline göre değişiklik gösterebilir.
Günümüzde kişisel verilerin büyük bölümü dijital ortamlarda işlendiğinden, bu suç bakımından dijital deliller önemli bir yer tutmaktadır. Ancak yalnızca elektronik kayıtlar değil; yazılı belgeler, tanık beyanları ve diğer hukuka uygun şekilde elde edilmiş deliller de soruşturma ve kovuşturma sürecinde değerlendirilebilir.
Delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olması, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden biridir. Hukuka aykırı şekilde elde edilen deliller, kural olarak yargılamada hükme esas alınamaz.
TCK’nın 136. maddesi kapsamında değerlendirilebilecek başlıca deliller şunlardır:
- elektronik posta kayıtları,
- mesajlaşma uygulamalarına ilişkin yazışmalar,
- sosyal medya paylaşımları,
- internet sitesi kayıtları,
- sunucu (server) log kayıtları,
- IP kayıtları,
- erişim kayıtları,
- kullanıcı işlem geçmişi,
- bulut depolama sistemlerine ilişkin kayıtlar,
- güvenlik kamerası görüntüleri,
- dijital materyaller üzerinde hazırlanan adli bilişim raporları,
- tanık beyanları,
- kurum içi erişim kayıtları,
- veri tabanı işlem kayıtları,
- fiziki evraklar ve belge örnekleri.
Özellikle bilişim sistemleri üzerinden işlendiği iddia edilen olaylarda, uzman bilirkişiler tarafından hazırlanan adli bilişim inceleme raporları soruşturma ve kovuşturma sürecinde önemli deliller arasında yer almaktadır.
Her somut olayın kendine özgü özellikleri bulunduğundan, hangi delillerin yeterli olacağı olayın oluş şekli, kişisel verinin niteliği ve failin hareket tarzı dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunda görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.
Soruşturma evresi ise suçun işlendiği yer Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmektedir.
Yetkili mahkemenin belirlenmesinde genel kural gereğince suçun işlendiği yer esas alınır.
Bununla birlikte kişisel verilerin internet ortamında paylaşılması veya bilişim sistemleri aracılığıyla farklı yerlerden erişilebilir hâle gelmesi gibi durumlarda yetki konusu, somut olayın özellikleri dikkate alınarak Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
Zamanaşımı
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde düzenlenen suç bakımından dava zamanaşımı süresi, Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesi hükümlerine göre belirlenmektedir.
Suç için öngörülen temel ceza dikkate alındığında, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunda dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
Bu süre içerisinde soruşturma veya kovuşturma başlatılmaması ya da zamanaşımını kesen veya durduran nedenlerin bulunmaması hâlinde kamu davası açılamaz veya açılmış dava düşebilir.
Ancak zamanaşımının başlangıcı, kesilmesi ve durması gibi hususlar her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Şikâyet
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu şikâyete tabi suçlardan değildir.
Dolayısıyla mağdurun şikâyetçi olmaması veya daha sonra şikâyetinden vazgeçmesi, kural olarak soruşturma ve kovuşturmanın sona ermesine neden olmaz.
Cumhuriyet savcılığı, suçun işlendiğine ilişkin yeterli şüphenin bulunması hâlinde resen soruşturma başlatabilir.
Bu nedenle mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi, kamu davasının düşmesini sağlamaz.
Uzlaştırma
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan uzlaştırma hükümleri kapsamında değerlendirilen suçlar sınırlı olarak belirlenmiştir.
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu, uzlaştırmaya tabi suçlar arasında yer almamaktadır.
Bu nedenle soruşturma veya kovuşturma sürecinde uzlaştırma prosedürü uygulanmaz.
TCK m.135 ile TCK m.136 Arasındaki Fark
Uygulamada en sık karıştırılan suç tiplerinden biri, kişisel verilerin kaydedilmesi suçu ile verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçudur.
Her iki suç da kişisel verilerin korunmasını amaçlamakla birlikte, cezalandırılan hareket bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır.
TCK’nın 135. maddesinde cezalandırılan fiil, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde kaydedilmesidir.
TCK’nın 136. maddesinde ise kişisel verilerin;
- verilmesi,
- yayılması,
- ele geçirilmesi,
fiilleri cezalandırılmaktadır.
Başka bir ifadeyle TCK’nın 135. maddesi kişisel verilerin oluşturulmasına veya kayıt altına alınmasına ilişkin hukuka aykırılığı hedef alırken; TCK’nın 136. maddesi mevcut kişisel verilerin dolaşıma sokulmasını ve yetkisiz kişiler tarafından elde edilmesini yaptırıma bağlamaktadır.
Örneğin bir kişinin hukuka aykırı şekilde müşteri bilgilerini veri tabanına kaydetmesi TCK’nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilebilir.
Aynı kişinin bu müşteri listesini başka bir şirkete göndermesi ise TCK’nın 136. maddesi kapsamında ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle aynı olay içerisinde hem TCK’nın 135. maddesi hem de TCK’nın 136. maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren durumlar ortaya çıkabilir. Ancak hangi suç tipinin oluştuğu, somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirlenmelidir.
TCK m.134 ile TCK m.136 Arasındaki Fark
Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesinde düzenlenen Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu ile TCK’nın 136. maddesi de uygulamada zaman zaman karıştırılmaktadır.
TCK’nın 134. maddesi, kişilerin özel yaşam alanına ilişkin görüntü, ses veya bilgilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesini ya da ifşa edilmesini cezalandırmaktadır.
TCK’nın 136. maddesinde ise korunan hukuki değer, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde üçüncü kişilere verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesidir.
Her özel hayat bilgisi kişisel veri niteliği taşıyabileceği gibi, her kişisel veri de özel hayat kapsamında değerlendirilmeyebilir.
Örneğin bir kişinin sağlık bilgileri, biyometrik verileri veya kimlik bilgileri kişisel veri niteliğinde olmakla birlikte; olayın özelliklerine göre aynı zamanda özel hayatın gizliliği kapsamında da değerlendirilebilir.
Bu nedenle hangi suç tipinin oluştuğu belirlenirken, ihlal edilen hukuki değer ve gerçekleştirilen fiilin niteliği birlikte değerlendirilmelidir.
KVKK ile İlişkisi
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır.
Ancak bu iki düzenleme aynı hukuki sonucu doğurmaz.
KVKK; kişisel verilerin işlenmesine, aktarılmasına, saklanmasına ve korunmasına ilişkin idari yükümlülükleri düzenleyen temel kanundur.
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi ise kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi hâlinde uygulanacak ceza yaptırımını düzenlemektedir.
Dolayısıyla aynı fiil nedeniyle hem KVKK kapsamında idari yaptırımlar uygulanması hem de TCK’nın 136. maddesi kapsamında ceza soruşturması yürütülmesi mümkün olabilir.
Her somut olay bakımından hangi hukuki yaptırımların uygulanacağı, olayın özelliklerine ve ilgili mevzuata göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Uygulamadan Örnek Olaylar
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu, günlük yaşamda ve iş hayatında sanıldığından çok daha sık karşılaşılan suç tiplerinden biridir. Özellikle dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte kişisel verilerin elektronik ortamda işlenmesi ve paylaşılması, bu suçun uygulama alanını önemli ölçüde genişletmiştir.
Aşağıdaki örnekler, TCK’nın 136. maddesinin uygulanabileceği durumlara ilişkin genel değerlendirme niteliğindedir. Her somut olayın kendi özellikleri bulunduğundan, hukuki değerlendirme olayın tüm koşulları dikkate alınarak yapılmalıdır.
Örnek 1
Bir şirket çalışanının, işten ayrılmadan önce müşteri veri tabanını kişisel bilgisayarına kopyalayarak rakip firmaya göndermesi.
Örnek 2
Bir hastane çalışanının hastalara ait sağlık kayıtlarını yetkisiz kişilere elektronik posta yoluyla iletmesi.
Örnek 3
Bir banka personelinin müşteri hesap bilgilerini üçüncü kişilerle paylaşması.
Örnek 4
Bir kişinin eski eşine ait kimlik bilgilerini ve adres bilgilerini sosyal medya hesabında yayımlaması.
Örnek 5
Bir apartman yöneticisinin, kat maliklerine ait telefon numaralarını rızaları olmaksızın reklam şirketine vermesi.
Örnek 6
Bir işverenin çalışanlara ait özlük dosyalarını başka bir firmaya göndermesi.
Örnek 7
Bir kişinin, başka bir kişiye ait kimlik fotokopisini mesajlaşma uygulaması üzerinden üçüncü kişilere iletmesi.
Örnek 8
Bir bilişim sistemi yöneticisinin görev yetkisini kullanarak kullanıcı verilerini kopyalaması.
Örnek 9
Bir internet sitesinin veri tabanının hukuka aykırı şekilde ele geçirilerek internette paylaşılması.
Örnek 10
Bir okul çalışanının öğrencilerin kişisel bilgilerini yetkisiz kişilerle paylaşması.
Örnek 11
Bir kamu görevlisinin görev sırasında eriştiği nüfus kayıtlarını üçüncü kişilere göndermesi.
Örnek 12
Ceza yargılaması kapsamında kayda alınan mağdur ifadesinin hukuka aykırı şekilde sosyal medya platformlarında paylaşılması.
Bu örneklerin her biri bakımından suçun oluşup oluşmadığı; verinin niteliği, paylaşımın hukuki dayanağı, failin yetkisi, mağdurun rızası ve diğer tüm somut olay özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu nedir?
Bu suç, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde üçüncü kişilere verilmesi, yayılması veya yetkisiz kişiler tarafından ele geçirilmesini cezalandıran suç tipidir.
Kişisel veriyi WhatsApp üzerinden göndermek suç mudur?
Her WhatsApp paylaşımı suç oluşturmaz. Ancak kişisel verilerin hukuka aykırı olarak üçüncü kişilere gönderilmesi hâlinde TCK’nın 136. maddesi kapsamında cezai sorumluluk doğabilir.
Müşteri listesini rakip firmaya göndermek suç olur mu?
Müşteri listesinde kişisel veri bulunması ve paylaşımın hukuka aykırı olması hâlinde, somut olayın özelliklerine göre TCK’nın 136. maddesi kapsamında değerlendirme yapılabilir.
Kimlik fotokopisini izinsiz paylaşmanın cezası var mıdır?
Kimlik fotokopisi kişisel veri niteliği taşıyabilir. Hukuka aykırı şekilde üçüncü kişilerle paylaşılması durumunda ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.
Telefon numarasını başkasına vermek suç mudur?
Telefon numarası kişisel veri niteliğindedir. Hukuka uygun bir neden bulunmaksızın üçüncü kişilere verilmesi hâlinde TCK’nın 136. maddesi kapsamında değerlendirme yapılabilir.
Sağlık kayıtlarını paylaşmanın cezası nedir?
Sağlık verileri, özel nitelikli kişisel veriler arasında yer almaktadır. Bu verilerin hukuka aykırı şekilde paylaşılması hem ceza hukuku hem de kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat bakımından hukuki sonuçlar doğurabilir.
Suçun cezası nedir?
TCK’nın 136. maddesinin birinci fıkrasına göre verileri hukuka aykırı olarak veren, yayan veya ele geçiren kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kanunda öngörülen nitelikli hâllerin bulunması durumunda cezada artırım yapılabilir.
Suç şikâyete bağlı mıdır?
Hayır. Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu şikâyete tabi değildir. Cumhuriyet savcılığı gerekli şartların oluşması hâlinde resen soruşturma başlatabilir.
Şikâyetten vazgeçilirse dava düşer mi?
Hayır. Suç şikâyete tabi olmadığından, şikâyetten vazgeçilmesi kamu davasının düşmesine neden olmaz.
Bu suç uzlaştırmaya tabi midir?
Hayır. TCK’nın 136. maddesinde düzenlenen suç, uzlaştırma kapsamında yer almamaktadır.
Tüzel kişiler bu suçun mağduru olabilir mi?
Suçun mağduru yalnızca gerçek kişiler olabilir. Ancak tüzel kişilere ait veri tabanlarında bulunan gerçek kişilere ilişkin verilerin paylaşılması hâlinde, kişisel verisi ihlal edilen gerçek kişiler mağdur sıfatını taşır.
Aynı olayda hem KVKK hem de TCK uygulanabilir mi?
Evet. Aynı fiil nedeniyle hem 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında idari yaptırımlar hem de Türk Ceza Kanunu kapsamında ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.
Sonuç
Kişisel verilerin korunması, dijital çağın en önemli temel haklarından biri hâline gelmiştir.
Bireylere ait bilgilerin hukuka aykırı şekilde paylaşılması, yayılması veya yetkisiz kişiler tarafından ele geçirilmesi; yalnızca özel hayatın gizliliğini değil, kişilik haklarını, bilgi güvenliğini ve toplumsal güveni de doğrudan etkileyen sonuçlar doğurmaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi, kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde dolaşıma sokulmasını cezalandırarak bireyin kişisel verileri üzerindeki hâkimiyetini ceza hukuku güvencesi altına almaktadır. Bununla birlikte her veri paylaşımı suç oluşturmaz.
Fiilin hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilirken, paylaşımın hukuki dayanağı, ilgili kişinin açık rızası, kanuni yükümlülükler, paylaşımın amacı ve ölçülülük ilkesi birlikte dikkate alınmalıdır.
Özellikle dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte kişisel verilerin korunmasına ilişkin yükümlülüklerin kapsamı her geçen gün daha da önem kazanmaktadır.
Bu nedenle gerçek kişiler, kamu görevlileri ve kişisel verilere meslekleri gereği erişim imkânı bulunan herkesin, veri güvenliği ve hukuka uygun veri işleme ilkelerine azami özen göstermesi gerekmektedir.
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçuna ilişkin soruşturma veya kovuşturma süreçlerinde, somut olayın özelliklerinin dikkatle değerlendirilmesi ve hak kaybı yaşanmaması adına ceza hukuku alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması önem taşımaktadır.
