Taksirli İflas Suçu ve Cezası (TCK m.162)

Taksirli iflas suçu, tacirin ticari faaliyetlerinde göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermemesi sonucunda iflasa sebebiyet vermesi ve hakkında iflas kararı verilmesi hâlinde gündeme gelen bir suçtur. Ankara Ceza Avukatı. Yenimahalle Ceza Avukatı

Giriş

Taksirli iflas suçu, tacirin ticari faaliyetlerinde göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermemesi sonucunda iflasa sebebiyet vermesi ve hakkında iflas kararı verilmesi hâlinde gündeme gelen bir suçtur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenen suçun temelinde, tacirin ticari faaliyetleri bakımından sahip olduğu özen yükümlülüğünün ihlali bulunmaktadır.

TCK m.162’ye göre, “Tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özenin gösterilmemesi dolayısıyla iflasa sebebiyet veren kişi”, hakkında iflas kararı verilmiş olması hâlinde iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Burada son derece önemli bir ayrım vardır:

Bir şirketin zarar etmesi, borçlarını ödeyememesi veya iflas etmesi tek başına taksirli iflas suçunu oluşturmaz.

Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için tacirin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi ile ortaya çıkan iflas arasında uygun bir nedensellik bağının bulunması gerekir.

Yargıtay da özellikle bu noktayı vurgulamakta; örneğin ticari defterlerin usulüne uygun tutulmamasının tek başına taksirli iflas için yeterli olmadığını, bu davranış ile şirketin iflası arasında uygun illiyet bağının kurulması gerektiğini kabul etmektedir.

Taksirli İflas Nedir?

Taksirli iflas, tacirin ticari hayatın gerektirdiği özen standardına aykırı hareket etmesi ve bu özensiz davranışın iflasa sebebiyet vermesi hâlinde ortaya çıkar.

Buradaki temel kavram “tacir olmanın gerekli kıldığı dikkat ve özen” yükümlülüğüdür.

Bu yükümlülüğün ticaret hukuku bakımından önemli dayanaklarından biri Türk Ticaret Kanunu’nun 18/2. maddesidir. TTK m.18/2 uyarınca her tacirin, ticari faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.

Dolayısıyla TCK m.162 ile TTK m.18 arasında doğrudan bir bağlantı bulunmaktadır.

TCK m.162 ceza hukuku bakımından yaptırımı düzenlerken, TTK m.18/2 tacirin ticari faaliyetlerinde uyması gereken özen standardının belirlenmesine yardımcı olur.

Tacirin Dikkat ve Özen Yükümlülüğü Ne Anlama Gelir?

Tacirden beklenen dikkat ve özen, sıradan bir kişinin günlük hayatında göstermesi gereken özenle aynı değildir.

Tacir, ticari faaliyetlerini yürütürken;

  • işletmesinin mali durumunu takip etmek,
  • ticari defterlerini mevzuata uygun tutmak,
  • borç ve alacaklarını düzenli şekilde izlemek,
  • finansal yükümlülüklerini dikkate almak,
  • işletmenin ekonomik durumunu gerçekçi biçimde değerlendirmek,
  • ticari işlemlerinde öngörülebilir riskleri hesaba katmak,
  • kanuni yükümlülüklerini yerine getirmek

durumundadır.

TTK m.18/2’deki basiretli iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü, taksirli iflas bakımından önemli bir değerlendirme ölçütüdür.

Ancak burada da dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır:

Her kötü ticari karar taksirli iflas değildir.

Bir yatırımın beklenenden kötü sonuçlanması, piyasanın daralması veya ticari faaliyetin zarar etmesi kendiliğinden ceza sorumluluğu doğurmaz.

Taksirli İflas Suçunun Şartları Nelerdir?

Taksirli iflas suçunun oluşumu bakımından temel olarak şu unsurlar birlikte değerlendirilmelidir:

Tacir sıfatı

TCK m.162’nin uygulanabilmesi için kişinin tacir olmanın gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali

Tacirin ticari faaliyetlerinde göstermesi gereken objektif özen standardına aykırı bir davranış bulunmalıdır.

İflasa sebebiyet verme

Özensiz davranış ile meydana gelen iflas arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır.

İflas kararı

Kişinin taksirli iflas suçundan cezalandırılabilmesi için hakkında iflas kararı verilmiş olması gerekir. Yargıtay bunu objektif cezalandırılabilme şartı olarak kabul etmektedir.

Dolayısıyla yalnızca;

“Şirket kötü yönetildi.”

iddiası yeterli değildir.

Mahkemenin, hangi davranışın özen yükümlülüğüne aykırı olduğunu ve bu davranışın iflasa nasıl sebebiyet verdiğini ortaya koyması gerekir.

Şirketin Batması Taksirli İflas Suçu Oluşturur mu?

Hayır.

Bir şirketin ekonomik olarak başarısız olması tek başına suç değildir.

Ticari faaliyetlerin doğası gereği şirketler;

  • zarar edebilir,
  • yatırım kaybedebilir,
  • müşterilerini kaybedebilir,
  • nakit sıkıntısı yaşayabilir,
  • borçlarını ödeyemeyebilir,
  • ekonomik krizlerden etkilenebilir.

Bunların hiçbiri tek başına TCK m.162 kapsamında taksirli iflas anlamına gelmez.

Ceza sorumluluğu için özen yükümlülüğünün ihlali + bu ihlal ile iflas arasındaki nedensellik bağı + iflas kararı birlikte ortaya konulmalıdır.

Hangi Davranışlar Taksirli İflasa Yol Açabilir?

Taksirli iflasın değerlendirilmesinde yalnızca TCK m.162’ye bakmak yeterli değildir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 310. maddesi “taksiratlı iflas halleri” başlığı altında çeşitli durumlar düzenlemektedir. Madde, belirli davranışlarda bulunan müflisin taksiratlı sayılacağını belirtmektedir.

İİK m.310’da tarihsel kanun diliyle;

  • zararlar için makul sebep gösterilememesi,
  • aşırı ev masrafları,
  • kumar, talih oyunları veya borsa işlemlerinde büyük miktarda para harcanması,
  • borçların mevcut malvarlığı ve alacaklardan fazla olduğunu bildiği hâlde önemli miktarda veresiye mal veya borç para alınması,
  • ticari defterlerin hiç veya kanuna uygun şekilde tutulmaması,
  • mevcut malvarlığından ve alacaklardan çok daha yüksek miktarlarda senet imzalanması,
  • iflas takibi sırasında yetkili makamların çağrısına mazeretsiz şekilde uyulmaması,
  • işlerin terk edilerek kaçılması,
  • önceki konkordato şartları yerine getirilmeden yeniden iflas edilmesi

gibi çeşitli durumlar sayılmıştır.

Ancak bu listeyi “İİK m.310’daki herhangi bir davranış varsa otomatik olarak TCK m.162’den ceza verilir” şeklinde okumamak gerekir.

Yargıtay’ın özellikle vurguladığı nokta burada devreye girer:

Davranış ile iflas arasında uygun illiyet bağı kurulmalıdır.

Ticari Defterleri Usulüne Uygun Tutmamak Taksirli İflas mıdır?

Bu konu uygulamada oldukça sık karşılaşılan sorunlardan biridir.

İİK m.310’da ticari defterlerin hiç veya kanunun emrettiği şekilde tutulmaması taksiratlı iflas halleri arasında sayılmıştır.

Ancak defterlerin usulüne uygun tutulmaması tek başına TCK m.162 kapsamında mahkûmiyet için yeterli değildir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, ticari defterlerin kanuna aykırı tutulması ile şirketin iflası arasında illiyet bağı kurulmadan taksirli iflas suçundan mahkûmiyet kurulamayacağını belirtmiştir.

Dolayısıyla mahkemenin yalnızca:

“Defterler usulüne uygun tutulmamış.”

demesi yeterli değildir.

Ayrıca;

“Bu usulsüzlük şirketin iflasına nasıl sebep oldu?”

sorusunun da cevaplandırılması gerekir.

Taksirli İflasta İlliyet Bağı Neden Önemlidir?

Taksirli iflas suçunun en kritik noktalarından biri nedensellik bağıdır.

Örneğin bir şirketin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı kabul edilsin.

Ancak şirketin iflasının;

  • yüksek banka borçlarından,
  • büyük bir müşterinin ödeme yapmamasından,
  • ekonomik krizden,
  • ağır bir piyasa daralmasından

kaynaklandığı ortaya çıkıyorsa, yalnızca defterlerdeki usulsüzlük nedeniyle taksirli iflas suçunun oluştuğu söylenemez.

Yargıtay da bu nedenle tacirin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı ile iflas arasında uygun illiyet bağının bilirkişi incelemesiyle ortaya konulmasını aramaktadır.

Hileli İflas ile Taksirli İflas Arasındaki Fark

Hileli İflas Suçu ile TCK m.162’deki taksirli iflas birbirine yakın görünse de hukuken önemli farklılıklara sahiptir.

Hileli iflasta

Malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflar söz konusudur.

Örneğin;

  • malların kaçırılması,
  • malların gizlenmesi,
  • sahte bilanço,
  • gerçeğe aykırı muhasebe kayıtları,
  • gerçekte olmayan borçların yaratılması

gibi davranışlar TCK m.161 kapsamında önem taşır.

Taksirli iflasta

Tacirin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi söz konusudur.

Burada temel mesele hileli bir plan veya alacaklıları zarara uğratma amacı değil, özen yükümlülüğünün ihlalidir.

Bu nedenle:

Hileli iflas → hileli malvarlığı tasarrufu

Taksirli iflas → gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi

şeklindeki ayrım temel başlangıç noktasıdır.

Taksirli İflasta Kast Aranır mı?

Hayır.

TCK m.162’de düzenlenen suç taksir esasına dayanmaktadır.

Failin şirketi veya işletmeyi bilerek batırma amacı taşıması gerekmez.

Hatta böyle bir amaç ve alacaklıların zararına yönelik bilinçli hileli tasarruflar varsa, somut olayın özelliklerine göre hileli iflas değerlendirmesi gündeme gelebilir.

Taksirli iflas bakımından önemli olan, tacirin;

göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermemesi

ve bu davranışın iflasa sebebiyet vermesidir.

Basiretli Tacir Gibi Davranmamak Ne Demektir?

TTK m.18/2 uyarınca tacirin ticari faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.

Bu kavram, taksirli iflas bakımından önemlidir.

Örneğin tacirin;

  • işletmesinin mali yapısını tamamen göz ardı etmesi,
  • ağır finansal riskleri hiçbir değerlendirme yapmadan üstlenmesi,
  • muhasebe sistemini ciddi biçimde ihmal etmesi,
  • kanunen tutulması gereken ticari kayıtları düzenlememesi,
  • mevcut ekonomik durumunu bilmesine rağmen öngörülebilir şekilde borç yükünü artırması

somut olayın koşullarına göre özen yükümlülüğünün ihlali bakımından değerlendirilebilir.

Ancak yine aynı noktayı vurgulamak gerekir:

Basiretli tacir gibi davranmamak iddiası ile iflas arasında bağlantı kurulmadan ceza sorumluluğu doğmaz.

İflas Kararı Taksirli İflas İçin Gerekli midir?

Evet.

TCK m.162 açıkça kişinin “iflasına karar verilmiş olması hâlinde” cezalandırılacağını düzenlemektedir.

Yargıtay da iflas kararını objektif cezalandırılabilme şartı olarak kabul etmektedir.

Daha da önemlisi, Yargıtay uygulamasında yalnızca bir iflas kararının bulunması değil, kesinleşmiş iflas kararının dosyada bulunması gerektiği kabul edilmektedir. İflas kararının kesinleşme şerhini içeren onaylı örneğinin dosyaya alınması gerektiği belirtilmiştir.

Bu nedenle ceza yargılamasında;

  • iflas kararı,
  • karar tarihi,
  • kararın hangi kişi veya şirket hakkında verildiği,
  • kararın kesinleşip kesinleşmediği

mutlaka araştırılmalıdır.

İflas Kararından Önceki Davranışlar Taksirli İflasa Konu Olabilir mi?

Evet.

Taksirli iflas bakımından önemli olan, tacirin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışının iflasa sebebiyet vermesidir.

Dolayısıyla iflas kararından önce gerçekleştirilen ticari işlemler, sonradan verilen iflas kararıyla bağlantılı olarak incelenebilir.

Zaten iflas kararı çoğu durumda önceki ticari faaliyetlerin sonucudur.

Bu nedenle soruşturma veya kovuşturmanın yalnızca “iflasın gerçekleştiği tarih” üzerinden yürütülmesi yeterli olmayabilir.

Şirketin iflas sürecine giden dönemdeki;

  • mali işlemleri,
  • borçlanmaları,
  • ticari faaliyetleri,
  • defter ve kayıtları,
  • varlık ve borç dengesi

ayrıntılı şekilde incelenmelidir.

Taksirli İflas Suçunda Bilirkişi İncelemesi

Bu suçun en önemli özelliklerinden biri, olayın çoğu zaman ticari ve mali uzmanlık gerektirmesidir.

Yargıtay kararlarında, şirketin defter ve belgeleri üzerinde Ticaret, İcra ve İflas Hukuku ile mali müşavirlik alanlarında uzman bilirkişi kurulunca inceleme yapılmasının önemine dikkat çekilmektedir.

Bilirkişi incelemesinde özellikle;

  • şirketin gerçek mali durumu,
  • borç ve alacakları,
  • ticari defterlerin tutulma şekli,
  • muhasebe kayıtları,
  • yapılan ticari işlemler,
  • şirketin malvarlığı,
  • iflasa giden süreç,
  • iddia edilen özensiz davranış,
  • bu davranış ile iflas arasındaki nedensellik

değerlendirilebilir.

Ancak bilirkişi raporunun hukuki değerlendirme yerine geçmemesi gerekir. Bilirkişi teknik ve mali konularda görüş bildirirken, suçun hukuki unsurlarının oluşup oluşmadığı mahkeme tarafından değerlendirilmelidir.

Şirket Yöneticisi Taksirli İflas Suçundan Sorumlu Olur mu?

Somut olayın özelliklerine göre evet.

Ancak şirketin iflas etmiş olması nedeniyle her şirket yöneticisinin otomatik olarak ceza sorumluluğu doğmaz.

Öncelikle;

  • kişinin şirketteki görevi,
  • yetki alanı,
  • ticari kararları,
  • ilgili dönemdeki sorumluluğu,
  • hangi işlemleri gerçekleştirdiği,
  • özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediği

belirlenmelidir.

Özellikle bir şirketin birden fazla yöneticisi veya yetkilisi bulunuyorsa, toplu ve soyut bir sorumluluk kabulü yerine kişisel kusurun ortaya konulması gerekir.

Şirketin Muhasebesini Mali Müşavir Tutuyorsa Yönetici Sorumlu Olur mu?

Bu konuda da otomatik bir sonuç çıkarılamaz.

Muhasebe işlemlerinin bir mali müşavire bırakılması, şirket yöneticisinin ticari faaliyetlere ilişkin tüm sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Öte yandan muhasebe alanındaki her hata veya eksiklik de şirket yöneticisinin TCK m.162 kapsamında cezalandırılması için yeterli değildir.

Somut olayda;

  • hatanın niteliği,
  • kimin sorumluluğunda olduğu,
  • yöneticinin hatayı bilip bilmediği,
  • gerekli denetimi yapıp yapmadığı,
  • hata ile iflas arasındaki bağlantı

ayrıca incelenmelidir.

Taksirli İflas ile Kötü Yönetim Arasındaki Fark

Bir şirketin kötü yönetildiğinin ileri sürülmesi, tek başına ceza sorumluluğu için yeterli değildir.

“Kötü yönetim” ticari ve hukuki açıdan eleştirilebilir bir davranış olabilir; ancak ceza hukuku bakımından TCK m.162’nin unsurlarının ayrıca ortaya konulması gerekir.

Özellikle:

Hangi dikkat ve özen yükümlülüğü ihlal edildi?

ve

Bu ihlal iflasa nasıl sebep oldu?

sorularının cevaplandırılması gerekir.

Bu iki soruya somut ve delillendirilebilir cevap verilemiyorsa yalnızca şirketin iflas etmiş olması üzerinden taksirli iflas sonucuna ulaşılması doğru değildir.

Ticari Defterlerin Kaybolması veya Eksik Olması

Ticari defterlerin kaybolması, ibraz edilememesi veya usulüne uygun tutulmaması da somut olayın koşullarına göre incelenebilir.

Ancak Yargıtay’ın yaklaşımı oldukça nettir:

Defterlerin usulüne uygun tutulmaması veya ibraz edilmemesi tek başına taksirli iflas suçunun oluşması için yeterli değildir.

Bu davranışın şirketin iflasına sebebiyet verip vermediği araştırılmalıdır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi de bu nedenle yalnızca defter ve belgelerin usulüne uygun tutulmadığı gerekçesiyle verilen mahkûmiyet kararlarını bozmuştur.

Taksirli İflas Suçunda Etkin Pişmanlık

Bu başlık özellikle önemlidir; çünkü serimizde daha önce ele aldığımız TCK m.168 etkin pişmanlık hükümleri taksirli iflas bakımından da bağlantı kurmaktadır.

TCK m.168’in birinci fıkrasında etkin pişmanlık kapsamında sayılan suçlar arasında taksirli iflas da yer almaktadır. Buna göre suç tamamlandıktan sonra ancak bu nedenle kovuşturma başlamadan önce, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı tamamen gidermesi hâlinde cezada üçte ikisine kadar indirim yapılabilmektedir.

Kovuşturma başladıktan sonra ancak hüküm verilmeden önce zararın tamamen giderilmesi hâlinde ise cezanın yarısına kadar indirim gündeme gelir.

Kısmen geri verme veya tazmin hâlinde ise mağdurun rızası ayrıca aranır.

Bu nedenle taksirli iflas makalemiz, daha önce hazırladığımız Etkin Pişmanlık içeriğine doğal ve güçlü bir site içi bağlantı noktası oluşturacaktır.

Taksirli İflas Suçu Şikâyete Tabi midir?

Hayır.

TCK m.162’de suçun soruşturulması ve kovuşturulması için şikâyet şartı öngörülmemiştir.

Bu nedenle taksirli iflas, şikâyete bağlı suçlardan değildir.

Yetkili makamların suçun işlendiğine ilişkin yeterli şüpheye ulaşması hâlinde soruşturma resen yürütülebilir.

Taksirli İflas Uzlaştırmaya Tabi midir?

Hayır.

Taksirli iflas suçunun yaptırımı iki aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır; ancak suçun niteliği ve uzlaştırma mevzuatındaki suç listesi bakımından TCK m.162 için uzlaştırma uygulanmaz.

Bu nedenle taksirli iflas ile daha önce ele aldığımız kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf gibi uzlaştırma kapsamında bulunan suçlar birbirinden ayrılmalıdır.

Taksirli İflas Suçunda Görevli Mahkeme

TCK m.162’de öngörülen cezanın üst sınırı bir yıl hapis olduğundan, yargılama kural olarak asliye ceza mahkemesinin görev alanındadır.

Bu yönüyle TCK m.161’deki hileli iflas suçundan ayrılır.

Hileli iflasta cezanın üç yıldan sekiz yıla kadar olması nedeniyle görevli mahkeme ağır ceza mahkemesi iken, taksirli iflas bakımından ceza miktarı farklıdır.

Yargıtay’ın güncel iş bölümünde de TCK m.162 kapsamındaki taksirli iflas dosyaları İkinci Ceza Dairesinin görev alanında gösterilmektedir.

Taksirli İflas Suçunda Basit Yargılama Usulü Uygulanır mı?

TCK m.162’nin yaptırımının üst sınırı bir yıl olduğundan, suçun ceza miktarı bakımından basit yargılama usulünün şartları ayrıca gündeme gelebilir.

Ancak usul hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı somut dosyanın niteliği, suçun hukuki vasfı ve muhakeme aşamasındaki diğer koşullar dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Bu nedenle “ceza bir yılın altında, o hâlde kesinlikle basit yargılama yapılır” şeklinde otomatik bir sonuç çıkarılmamalıdır.

Taksirli İflas Suçunda Dava Zamanaşımı

TCK m.162’de öngörülen hapis cezasının üst sınırı bir yıl olduğundan, TCK m.66 kapsamında genel dava zamanaşımı bakımından sekiz yıllık süre gündeme gelir.

Ancak somut dosyada;

  • suç tarihi,
  • zamanaşımını kesen nedenler,
  • zamanaşımını durduran nedenler,
  • dava süreci

ayrıca incelenmelidir.

Bu nedenle kesin bir zamanaşımı hesabı yapılırken dosyanın tamamının incelenmesi gerekir.

Taksirli İflas ile Hileli İflas Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır?

Bu iki suç, aynı ekonomik olayın farklı hukuki boyutlarını oluşturabilir.

Örneğin bir şirketin iflasına giden süreçte;

  • bazı davranışların yalnızca özensiz ticari karar niteliğinde olması,
  • bazı işlemlerin ise bilinçli olarak malvarlığını alacaklılardan kaçırmaya yönelik bulunması

mümkündür.

Bu durumda somut olayda hangi fiilin taksirli, hangisinin hileli nitelikte olduğu ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Özellikle alacaklıların zararına bilinçli mal kaçırma, sahte bilanço veya gerçekte olmayan borç yaratma gibi davranışlar varsa TCK m.161 bakımından değerlendirme yapılması gerekir.

Bu nedenle sitedeki Hileli İflas Suçu ve Cezası yazımıza burada doğrudan iç bağlantı verilmesi çok güçlü olacaktır.

Ankara’da Taksirli İflas Suçunda Nelere Dikkat Edilmelidir?

Ankara’da şirket veya tacir hakkında taksirli iflas soruşturması ya da davası yürütülürken olayın yalnızca ceza hukuku yönüyle değerlendirilmesi yeterli değildir.

Özellikle;

  • şirketin ticari defterleri,
  • bilanço ve mali tabloları,
  • banka hareketleri,
  • borç ve alacak kayıtları,
  • şirketin yöneticileri ve yetkilileri,
  • ticari kararlar,
  • iflas sürecine giden ekonomik gelişmeler,
  • iflas dosyası,
  • bilirkişi raporları

birlikte incelenmelidir.

Ankara’daki ticari işletmeler bakımından da temel hukuki ölçüt değişmez: tacirin basiretli davranma yükümlülüğünü ihlal edip etmediği ve bu ihlalin iflasa gerçekten sebebiyet verip vermediği somut deliller üzerinden ortaya konulmalıdır.

Taksirli İflas Suçunda Hangi Deliller Önemlidir?

Somut olayın niteliğine göre özellikle:

  • ticari defterler,
  • muhasebe kayıtları,
  • bilanço,
  • gelir tabloları,
  • banka kayıtları,
  • vergi kayıtları,
  • ticaret sicili kayıtları,
  • şirket kararları,
  • sözleşmeler,
  • fatura ve ödeme belgeleri,
  • şirketin malvarlığı kayıtları,
  • borç ve alacak listeleri,
  • iflas dosyası,
  • kesinleşmiş iflas kararı,
  • bilirkişi raporları

önem taşıyabilir.

Özellikle iflas ile ileri sürülen özen ihlali arasındaki nedensellik bağının ortaya konulması bakımından mali ve ticari kayıtların tamamının birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Sıkça Sorulan Sorular

Taksirli iflas nedir?

Tacirin ticari faaliyetlerinde göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle iflasa sebebiyet vermesi ve hakkında iflas kararı verilmesi hâlinde oluşabilen suçtur.

Taksirli iflasın cezası nedir?

TCK m.162 kapsamında iki aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır.

Şirketin iflas etmesi suç mudur?

Hayır. Şirketin iflas etmesi tek başına suç değildir. Taksirli iflas için tacirin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmesi ve bu davranışın iflasa sebebiyet vermesi gerekir.

Ticari defterleri usulüne uygun tutmamak taksirli iflas mıdır?

Tek başına değildir. İİK m.310’da ticari defterlerin usulüne uygun tutulmaması taksiratlı iflas halleri arasında sayılmış olsa da Yargıtay, bu davranış ile iflas arasında uygun illiyet bağının ayrıca kurulmasını aramaktadır.

Taksirli iflas için iflas kararı gerekir mi?

Evet. TCK m.162 açıkça iflas kararı verilmiş olmasını aramaktadır. Yargıtay ayrıca kesinleşmiş iflas kararının dosyaya alınmasını gerekli görmektedir.

Taksirli iflas ile hileli iflas arasındaki fark nedir?

Hileli iflasta alacaklıların zararına yönelik hileli malvarlığı tasarrufları söz konusudur. Taksirli iflasta ise gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi nedeniyle iflasa sebebiyet verilmesi söz konusudur.

Taksirli iflasta kasıt aranır mı?

Hayır. Suç taksir esasına dayanır. Failin şirketi veya işletmeyi bilerek batırma amacı taşıması şart değildir.

Taksirli iflas uzlaştırmaya tabi midir?

Hayır. TCK m.162 kapsamındaki taksirli iflas suçu uzlaştırma kapsamında değildir.

Taksirli iflasta etkin pişmanlık uygulanabilir mi?

Evet. TCK m.168, taksirli iflası etkin pişmanlık hükümleri kapsamında açıkça saymaktadır. Şartları oluştuğunda zararın giderildiği aşamaya göre cezada indirim gündeme gelebilir.

Taksirli iflas davasında bilirkişi raporu önemli midir?

Evet. Özellikle ticari davranış ile iflas arasındaki illiyet bağının ortaya konulması bakımından mali ve ticari konularda uzman bilirkişi incelemesi önem taşımaktadır. Yargıtay da bu hususu özellikle vurgulamaktadır.

Sonuç

Taksirli iflas suçu, ticari başarısızlığın veya şirketin iflas etmesinin cezalandırılması anlamına gelmez.

TCK m.162’nin uygulanabilmesi için tacirin, ticari faaliyetlerinde göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermemesi, bu davranışın iflasa sebebiyet vermesi ve hakkında iflas kararı verilmiş olması gerekir. Kanunda bu suç için iki aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Suçun değerlendirilmesinde TTK m.18/2’de düzenlenen basiretli tacir gibi hareket etme yükümlülüğü önemli bir ölçüt oluştururken, İİK m.310’da yer alan taksiratlı iflas halleri de somut olayın değerlendirilmesinde dikkate alınmaktadır.

Ancak İİK m.310’da sayılan bir davranışın bulunması tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında özellikle özen yükümlülüğünün ihlali ile iflas arasında uygun illiyet bağının kurulması ve iflas kararının kesinleşmiş olduğunun ortaya konulması aranmaktadır.

Bu nedenle taksirli iflas dosyalarında şirketin yalnızca iflas etmiş olması değil, iflasa giden ekonomik ve ticari sürecin tamamı incelenmelidir.

Hileli iflastan farklı olarak burada temel mesele alacaklıları zarara uğratmaya yönelik bilinçli bir hile planı değil, tacirin kendisinden beklenen ticari özen standardını ihlal ederek iflasa sebebiyet vermesidir.

Özellikle Ankara’da taksirli iflas soruşturması veya davası ile karşılaşan tacir, şirket yöneticisi ve diğer ilgililer bakımından; ticari defterlerin, muhasebe kayıtlarının, mali tabloların, banka hareketlerinin, şirket kararlarının ve iflas dosyasının birlikte değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

TELİF HAKKI VE İÇERİK KULLANIM UYARISI

TELİF HAKKI VE İÇERİK KULLANIM UYARISI

Bu internet sitesinde yer alan tüm makale, hukuki değerlendirme, bilgi notu, görsel, tablo ve diğer içerikler; aksi açıkça belirtilmedikçe Av. Aybüke Uyma / Uyma Hukuk & Danışmanlık tarafından hazırlanmış olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, ilgili diğer mevzuat ve uluslararası telif hakkı düzenlemeleri kapsamında korunmaktadır.

Sitemizde yayımlanan içerikler düzenli olarak arşivlenmekte, elektronik kayıt altına alınmakta ve gerektiğinde içeriklerin oluşturulma tarihini ispatlamaya elverişli dijital kayıtlar muhafaza edilmektedir. Ayrıca internet ortamındaki izinsiz kopyalamalara karşı periyodik kontroller gerçekleştirilmektedir. İçeriklerin tamamının veya herhangi bir bölümünün; izinsiz şekilde kopyalanması, çoğaltılması, yeniden yayımlanması, farklı internet sitelerinde paylaşılması, yapay zekâ sistemlerine toplu veri olarak aktarılması, ticari amaçla kullanılması veya kaynak gösterilmeksizin aynen ya da büyük ölçüde benzer şekilde yayımlanması hukuka aykırıdır.

İzinsiz kullanımın tespiti hâlinde; ihlalin niteliğine göre erişimin engellenmesi, içeriğin kaldırılması, maddi ve manevi tazminat talepleri ile gerekli görülen diğer hukuki ve cezai başvurular dâhil olmak üzere tüm yasal haklarımız saklıdır. Meslektaşlarımızın; bilimsel çalışma, hukuki araştırma ve dilekçelerinde, kaynak göstermek, meslek etik kurallarına uymak ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun hareket etmek kaydıyla makale içeriklerinden yararlanmaları bakımından sakınca bulunmamaktadır. Bu sitede yer alan içeriklerin izinsiz çoğaltılması veya yeniden yayımlanması yerine, ilgili makalenin bağlantısının (URL) paylaşılması tavsiye edilmektedir.