Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçu Nedir?
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinde düzenlenen ve kişilerin konutlarında, konutlarına ait eklentilerde veya kanunda belirtilen şartlar altında işyerlerinde huzur ve güven içerisinde yaşamalarını koruma altına alan suç tipidir.
Bu suç ile bireylerin özel yaşam alanlarına yönelik hukuka aykırı müdahalelerin önlenmesi amaçlanmaktadır. Kanun koyucu, herkesin konutunda ve özel kullanım alanlarında üçüncü kişilerin izinsiz müdahalesinden uzak, güvenli ve özgür bir yaşam sürdürebilmesini ceza hukuku güvencesi altına almıştır.
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesi yalnızca bir kimsenin konutuna rızası dışında girilmesini değil; rıza ile girildikten sonra konuttan çıkılmamasını, belirli şartlarda işyerlerine hukuka aykırı şekilde girilmesini, ortak kullanılan konut ve işyerlerinde rıza kavramını ve suçun cebir, tehdit veya gece vakti işlenmesi hâllerini de ayrıntılı olarak düzenlemektedir.
Bu yönüyle madde, konut dokunulmazlığını tek bir fiil üzerinden değil, farklı görünüm şekilleriyle koruma altına alan kapsamlı bir düzenleme niteliğindedir.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun oluşup oluşmadığı değerlendirilirken; girilen yerin hukuken konut veya kanun kapsamında korunan bir işyeri niteliğinde olup olmadığı, mağdurun rızasının bulunup bulunmadığı, rızanın geçerliliği, failin davranış biçimi ve olayın tüm özellikleri birlikte değerlendirilmektedir.
Kanun Metni
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinde konut dokunulmazlığının ihlali suçu şu şekilde düzenlenmiştir:
“(1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(3) Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.
(4) Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
Kanun koyucu, bu düzenleme ile konut dokunulmazlığı hakkını yalnızca konuta izinsiz girilmesi bakımından değil; rıza ile girildikten sonra çıkılmaması, belirli işyerlerine hukuka aykırı şekilde girilmesi ve suçun daha ağır yaptırımı gerektiren nitelikli hâlleri bakımından da koruma altına almıştır.
Konut Dokunulmazlığının Anayasal Güvencesi
Konut dokunulmazlığı, bireyin özel hayatının ve kişisel yaşam alanının korunmasını sağlayan temel haklardan biridir.
Demokratik hukuk devletlerinde kişilerin konutlarına keyfî müdahalelerde bulunulmaması, insan onurunun, özel hayatın gizliliğinin ve kişi özgürlüğünün doğal bir sonucudur.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 21. maddesi, konut dokunulmazlığını açık şekilde güvence altına almıştır.
Anayasa hükmüne göre kimsenin konutuna dokunulamaz; usulüne uygun hâkim kararı bulunmadıkça veya gecikmesinde sakınca bulunan kanunda gösterilen hâller dışında yetkili merciin yazılı emri olmadıkça konuta girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyalara el konulamaz.
Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı ile 21. maddede düzenlenen konut dokunulmazlığı hakkı birbirini tamamlayan temel haklardır.
Konut, bireyin en özel yaşam alanlarından biri olduğundan, bu alana yönelik hukuka aykırı müdahaleler yalnızca özel hayatın ihlali niteliği taşımamakta, aynı zamanda ceza hukuku bakımından yaptırıma bağlanabilmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesi de Anayasa’nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkının ceza hukuku alanındaki tamamlayıcı korumasını oluşturmaktadır.
Böylece bireylerin konutlarına veya kanunun koruma kapsamına aldığı diğer özel kullanım alanlarına yönelik hukuka aykırı müdahaleler, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde suç olarak kabul edilmektedir.
Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçunun Koruduğu Hukuki Değer
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesi ile korunan temel hukuki değer, bireyin konutunda ve özel kullanım alanlarında huzur, güven ve mahremiyet içerisinde yaşama hakkıdır.
Bu suç ile yalnızca taşınmazın fiziksel bütünlüğü değil, kişilerin özel yaşam alanlarını serbestçe kullanabilme, istenmeyen kişileri bu alanlardan uzak tutabilme ve yaşam alanları üzerinde tasarrufta bulunabilme özgürlüğü de korunmaktadır.
Bu kapsamda TCK’nın 116. maddesiyle korunan başlıca hukuki değerler şunlardır:
- Konut dokunulmazlığı,
- Özel hayatın gizliliği,
- Kişinin huzur ve sükûnu,
- Konut ve özel yaşam alanı üzerindeki tasarruf yetkisi,
- İnsan onuru,
- Kişi özgürlüğü,
- Anayasal temel hak ve özgürlükler.
Kanun koyucunun amacı, bireyin konutuna veya kanunun koruma altına aldığı işyerine kimlerin gireceğine kendisinin karar verebilmesini güvence altına almaktır.
Bu nedenle TCK’nın 116. maddesi, mülkiyet hakkını değil; esas itibarıyla kişinin yaşam alanına yönelik müdahaleler karşısındaki anayasal koruma hakkını güvence altına alan bir suç tipidir.
Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçunun Unsurları
Fail
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun faili bakımından Türk Ceza Kanunu’nda herhangi bir özel sıfat aranmamıştır. Bu nedenle ceza sorumluluğu bulunan her gerçek kişi, bu suçun faili olabilir.
Suçun faili, mağdurun rızası bulunmaksızın konuta veya kanunun koruma altına aldığı diğer yerlere giren ya da rıza ile girdikten sonra çıkmayan kişi olabileceği gibi, işyerine hukuka aykırı şekilde giren veya suçun nitelikli hâllerini gerçekleştiren kişi de olabilir.
Bununla birlikte, ortak kullanılan konut veya işyerlerinde rıza açıklamaya yetkili kişilerden birinin geçerli rızasının bulunması hâlinde üçüncü fıkradaki istisna gündeme gelebileceğinden, failin cezai sorumluluğu her somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Mağdur
Bu suçun mağduru, konut veya işyeri üzerinde fiili hâkimiyeti bulunan ve o yere girilmesine izin verme ya da vermeme yetkisine sahip olan kişidir.
Mağdurun mutlaka taşınmazın maliki olması gerekmez. Kiracı, intifa hakkı sahibi, konutu fiilen kullanan kişi veya hukuken kullanım hakkına sahip bulunan diğer kişiler de bu suçun mağduru olabilir.
Önemli olan, kişinin konut veya işyeri üzerindeki hukuken korunan kullanım ve tasarruf yetkisinin ihlal edilmiş olmasıdır.
Bu nedenle mülkiyet hakkı ile konut dokunulmazlığı hakkı birbirinden farklı kavramlardır. Bir taşınmazın sahibi olmayan ancak hukuken o konutta yaşayan kişi de TCK’nın 116. maddesi kapsamında mağdur sıfatına sahip olabilir.
Konut Kavramı
Türk Ceza Kanunu’nda konut kavramının tanımına yer verilmemiştir. Bu nedenle kavram; öğretide kabul edilen esaslar ve yargısal değerlendirmeler doğrultusunda yorumlanmaktadır.
Konut, kişinin özel yaşamını sürdürdüğü, barınma ihtiyacını karşıladığı ve dışarıdan gelebilecek müdahalelere karşı korunmasını beklediği yaşam alanını ifade eder.
Bir yerin konut olarak kabul edilebilmesi için sürekli olarak kullanılması zorunlu değildir. Önemli olan, o yerin kişinin özel yaşam alanı niteliğini taşıması ve gerektiğinde barınma amacıyla kullanılabilmesidir.
Bu kapsamda;
- Ev,
- Daire,
- Müstakil konut,
- Yazlık ev,
- Bağ evi,
- Dağ evi,
- Yayla evi,
- Karavan (yerleşim amacıyla kullanılması hâlinde),
- Tekne (barınma amacıyla kullanılması hâlinde),
somut olayın özelliklerine göre konut olarak değerlendirilebilir.
Buna karşılık herkesin serbestçe girip çıkabildiği ortak kullanım alanları veya kamuya açık yerler, kural olarak konut dokunulmazlığının koruma alanında değildir.
Bir yerin konut niteliği taşıyıp taşımadığı her olayın özellikleri dikkate alınarak belirlenmektedir.
Konut Eklentisi Kavramı
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesi yalnızca konutu değil, konutun eklentilerini de koruma altına almaktadır.
Eklenti; konutun kullanılmasını tamamlayan, konutla fonksiyonel bütünlük oluşturan ve konutun kullanım amacına hizmet eden yerleri ifade etmektedir.
Bu kapsamda somut olayın özelliklerine göre;
- Bahçe,
- Garaj,
- Depo,
- Kömürlük,
- Odunluk,
- Kiler,
- Çatı arası,
- Apartmana ait özel depo alanları,
- Konutla birlikte kullanılan müştemilat,
konut eklentisi olarak değerlendirilebilir.
Ancak her alan otomatik olarak eklenti sayılmaz. Korumanın uygulanabilmesi için söz konusu yerin konutla doğrudan bağlantılı olması ve konutun kullanımına hizmet etmesi gerekir.
Bu nedenle ortak apartman girişleri, herkese açık otoparklar veya genel kullanım alanlarının hukuki niteliği somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmektedir.
İşyeri Kavramı
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin ikinci fıkrasında, belirli şartların varlığı hâlinde işyerleri de konut dokunulmazlığına benzer şekilde ceza hukuku koruması altına alınmıştır.
Burada korunan işyeri, herkesin serbestçe girip çıkabildiği ticari alanlardan ziyade, sahibinin veya kullanıcısının giriş konusunda irade açıklama yetkisine sahip olduğu işyerleridir.
Kanun koyucu bu nedenle “açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri” ifadesini kullanmıştır.
Örneğin;
- Ofisler,
- Avukatlık büroları,
- Muhasebe büroları,
- Doktor muayenehaneleri,
- Depolar,
- Atölyeler,
- Üretim tesislerinin yalnızca personele açık bölümleri,
somut olayın özelliklerine göre ikinci fıkra kapsamında değerlendirilebilir.
Buna karşılık alışveriş merkezlerinin ortak alanları, marketlerin müşterilere açık bölümleri veya mesai saatleri içerisinde herkesin girebildiği satış alanları bakımından ikinci fıkranın uygulanıp uygulanmayacağı, girilen bölümün niteliğine ve olayın gerçekleşme biçimine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Kanunun amacı, işyeri sahibinin veya kullanıcısının özel kullanım alanlarını korumaktır. Bu nedenle kamuya açık alanlarla yalnızca yetkili kişilerin girebildiği alanlar arasında hukuki ayrım yapılması büyük önem taşımaktadır.
Bir Kimsenin Konutuna veya Konutunun Eklentilerine Rızaya Aykırı Olarak Girme (TCK m.116/1)
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ilk seçimlik hareket, bir kimsenin konutuna veya konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak girilmesidir.
Bu suçun oluşabilmesi için failin, mağdurun açık veya örtülü iradesine aykırı şekilde konuta ya da konut eklentisine girmesi gerekir. Kanun koyucu, kişilerin yaşam alanlarına kimlerin girebileceğine karar verme hakkını ceza hukuku koruması altına almıştır.
Buradaki “girme” fiili, failin vücudunun herhangi bir kısmıyla konutun hukuken korunan alanına girmesiyle tamamlanır. Konutta uzun süre kalınması veya içeride belirli bir eylem gerçekleştirilmesi suçun oluşumu bakımından zorunlu değildir.
Rızaya aykırı şekilde konuta girilmesiyle birlikte suç tamamlanmış olur.
Mağdurun rızasının bulunup bulunmadığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Rıza açık şekilde açıklanabileceği gibi davranışlarla da ortaya konulabilir.
Ancak rızanın bulunmadığının anlaşılmasına rağmen konuta girilmesi hâlinde suçun kanuni unsurları oluşabilecektir.
Örneğin;
- Ev sahibinin izin vermemesine rağmen konuta girilmesi,
- Kapının zorlanarak veya açık bırakılmasından yararlanılarak içeri girilmesi,
- Konutun bahçesi, garajı veya diğer eklentilerine rızaya aykırı şekilde girilmesi,
gibi fiiller, diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde TCK’nın 116. maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilir.
Rıza ile Girilen Konuttan Çıkmama (TCK m.116/1)
Birinci fıkrada düzenlenen ikinci seçimlik hareket ise, rıza ile girilen konuttan veya konut eklentisinden çıkılmamasıdır.
Bu durumda fail başlangıçta hukuka uygun şekilde konuta girmiş olsa da, konutu kullanmaya yetkili kişinin artık çıkmasını istemesine rağmen içeride kalmaya devam etmesiyle suç gündeme gelebilir.
Dolayısıyla suçun oluşumu bakımından ilk girişin hukuka uygun olması sonucu değiştirmez.
Önemli olan, rızanın geri alınmasına rağmen failin konutu terk etmemesidir.
Bu kapsamda;
- Ev sahibinin çıkmasını istemesine rağmen konutta kalmaya devam edilmesi,
- Misafir olarak girilen evin terk edilmesinin reddedilmesi,
- Konutun kullanım hakkına sahip kişinin iradesine rağmen içeride bulunmaya devam edilmesi,
gibi durumlar somut olayın özelliklerine göre bu seçimlik hareket kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak rızanın gerçekten geri alınıp alınmadığı ve fail tarafından bunun bilinip bilinmediği her olayda ayrıca incelenmelidir.
Tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya konulmayan irade açıklamaları bakımından suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı, dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirilerek belirlenecektir.
İşyerine Hukuka Aykırı Girme (TCK m.116/2)
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin ikinci fıkrası, belirli işyerlerini de ceza hukuku koruması altına almaktadır.
Kanun hükmüne göre, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerlerine ve bunların eklentilerine rızaya aykırı şekilde girilmesi veya rıza ile girildikten sonra çıkılmaması hâlinde fail hakkında ikinci fıkra hükümleri uygulanacaktır.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, her işyerinin aynı kapsamda değerlendirilmemesidir.
Örneğin bir marketin müşterilere açık satış alanına, mesai saatleri içerisinde girilmesi kural olarak suç oluşturmaz.
Buna karşılık yalnızca çalışanların girebildiği depo, ofis veya personel bölümlerine izinsiz girilmesi farklı şekilde değerlendirilebilir.
Benzer şekilde;
- Avukatlık büroları,
- Doktor muayenehaneleri,
- Muhasebe ofisleri,
- Yönetim ofisleri,
- Fabrikaların yalnızca yetkililere açık bölümleri,
- Depolar ve arşiv odaları,
gibi alanlara rızaya aykırı şekilde girilmesi, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde TCK’nın 116. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilir.
İkinci fıkranın amacı, kamuya açık ticari faaliyet alanlarını değil; işyeri sahibinin veya kullanıcısının giriş konusunda tasarruf yetkisine sahip olduğu özel kullanım alanlarını korumaktır.
Ortak Kullanılan Konut ve İşyerlerinde Rıza (TCK m.116/3)
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin üçüncü fıkrası, ortak kullanılan konut ve işyerleri bakımından özel bir düzenleme içermektedir.
Kanun hükmüne göre, evlilik birliğinde aile bireylerinden veya konutun ya da işyerinin ortak kullanıcılarından birinin geçerli rızasının bulunması hâlinde, kural olarak birinci ve ikinci fıkra hükümleri uygulanmayacaktır.
Ancak burada kanun koyucu önemli bir sınırlama getirmiştir. Rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekmektedir.
Bu nedenle ortak kullanıcıların verdiği her rıza hukuken geçerli kabul edilmez. Rızanın;
- hukuka uygun,
- serbest iradeyle açıklanmış,
- ortak kullanım hakkı kapsamında verilmiş,
- meşru bir amaca dayanıyor olması,
aranmaktadır.
Örneğin birlikte oturulan bir konutta eşlerden birinin, misafir davet etmesi kural olarak üçüncü fıkra kapsamında değerlendirilebilir.
Buna karşılık ortak kullanım hakkını kötüye kullanacak veya diğer kullanıcıların temel haklarını ihlal edecek nitelikteki rıza açıklamalarının hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Bu düzenleme ile kanun koyucu, ortak kullanım alanlarında ortaya çıkabilecek irade çatışmalarını dengelemeyi ve ortak kullanıcıların kullanım yetkilerini korumayı amaçlamıştır.
Suçun Cebir veya Tehdit Kullanılarak ya da Gece Vakti İşlenmesi (TCK m.116/4)
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin dördüncü fıkrasında, konut dokunulmazlığının ihlali suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri düzenlenmiştir.
Kanuna göre suçun;
- cebir kullanılarak,
- tehdit kullanılarak veya
- gece vakti
işlenmesi hâlinde fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunmaktadır.
Cebir, mağdurun direncini kırmaya yönelik fiziksel güç kullanılmasını ifade eder. Kapının zorlanması sırasında mağdura fiziksel müdahalede bulunulması veya mağdurun güç kullanılarak etkisiz hâle getirilmesi, somut olayın özelliklerine göre cebir kapsamında değerlendirilebilir.
Tehdit ise mağdurun veya yakınlarının hukuken korunan değerlerine yönelik bir kötülük gerçekleştirileceği yönünde korkutulması suretiyle iradesinin baskı altına alınmasıdır.
Nitelikli hâllerden biri olan gece vakti ise Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinde yapılan tanım çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Gece vakti işlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçunda, mağdurun kendisini savunma imkânının azalması ve fiilin oluşturduğu korku ile huzursuzluğun artması nedeniyle kanun koyucu daha ağır bir yaptırım öngörmüştür.
Bu ağırlaştırıcı nedenlerin uygulanabilmesi için her somut olayda cebir, tehdit veya gece vakti unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği mahkeme tarafından dosya kapsamındaki deliller dikkate alınarak ayrıca değerlendirilecektir.
Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçunda Şikâyet
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinde düzenlenen konut dokunulmazlığının ihlali suçu bakımından kural olarak soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikâyetine bağlıdır.
Nitekim maddenin birinci ve ikinci fıkralarında açıkça “mağdurun şikâyeti üzerine” ifadesine yer verilmiştir. Buna göre, konuta veya kanunun koruma altına aldığı işyerine rızaya aykırı şekilde girilmesi ya da rıza ile girildikten sonra çıkılmaması nedeniyle ceza soruşturmasının başlatılabilmesi için mağdurun süresi içerisinde şikâyet hakkını kullanması gerekmektedir.
Şikâyet hakkı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesi uyarınca, suçtan zarar gören kişinin fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içerisinde kullanılmalıdır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, süresinde kullanılmayan şikâyet hakkı sona ermektedir.
Bununla birlikte, suçun dördüncü fıkrada düzenlenen cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi hâlinde, fiil yalnızca konut dokunulmazlığını değil, aynı zamanda kişinin vücut bütünlüğünü veya irade özgürlüğünü de daha ağır şekilde ihlal edebileceğinden, soruşturma usulü somut olayın özelliklerine ve ilgili kanun hükümlerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Şikâyette bulunulmuş olması, ceza verilmesi için tek başına yeterli değildir. Cumhuriyet savcılığı ve mahkeme tarafından suçun kanuni unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, dosyada bulunan tüm hukuka uygun deliller birlikte değerlendirilerek belirlenmektedir.
TCK m.119 Kapsamında Ortak Hüküm
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, Türk Ceza Kanunu’nun “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer almakta olup, bu suç bakımından TCK’nın 119. maddesinde düzenlenen ortak ağırlaştırıcı nedenler de uygulanabilmektedir.
Buna göre suçun;
- Silahla işlenmesi,
- Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle işlenmesi,
- Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi,
- Var olan veya varsayılan suç örgütlerinin oluşturduğu korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi,
- Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi,
hâllerinde Türk Ceza Kanunu’nun 119. maddesi uyarınca verilecek ceza artırılacaktır.
Öte yandan suçun işlenmesi sırasında mağdurun kasten yaralanması veya başka bir suçun da oluşması hâlinde, bu suçlara ilişkin hükümler ayrıca uygulanabilecektir.
Her somut olayda TCK’nın 119. maddesinin uygulanabilmesi için ağırlaştırıcı nedenlerin gerçekleşip gerçekleşmediği mahkeme tarafından dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçunda Deliller
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunda ispat, ceza muhakemesinin genel ilkeleri doğrultusunda hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle gerçekleştirilmektedir.
Bu suç bakımından en sık başvurulan deliller şunlardır:
- Mağdur beyanı,
- Şüpheli veya sanık savunması,
- Tanık anlatımları,
- Apartman veya işyeri güvenlik kamerası kayıtları,
- Çevrede bulunan kamera görüntüleri,
- Olay yeri inceleme tutanakları,
- Parmak izi ve diğer kriminal inceleme raporları,
- Telefon mesajları ve elektronik yazışmalar,
- Hukuka uygun şekilde elde edilmiş ses ve görüntü kayıtları,
- Kolluk tutanakları,
- Diğer hukuka uygun ispat araçları.
Özellikle güvenlik kamerası kayıtları, apartman giriş-çıkış kayıtları ve tanık beyanları uygulamada önemli deliller arasında yer almaktadır.
Ancak ceza yargılamasında hiçbir delil tek başına kesin üstünlüğe sahip değildir. Mahkeme, dosyada bulunan tüm delilleri birlikte değerlendirerek suçun kanuni unsurlarının oluşup oluşmadığına karar vermektedir.
Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunda görevli mahkeme, suç için kanunda öngörülen ceza miktarı dikkate alınarak belirlenmektedir.
5235 sayılı Kanun uyarınca, Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinde düzenlenen bu suç bakımından görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.
Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.
Suçun işlendiği yerin belirlenememesi veya Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen özel yetki kurallarının uygulanmasını gerektiren hâllerin bulunması durumunda yetki, ilgili kanun hükümlerine göre belirlenecektir.
Soruşturma Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte, yeterli şüphenin bulunması hâlinde düzenlenen iddianamenin kabulü ile birlikte kovuşturma aşamasına geçilmektedir.
Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçunda Zamanaşımı
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunda dava zamanaşımı süresi, Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesi hükümlerine göre belirlenmektedir.
Kanunda öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında bu suç bakımından dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
Ancak zamanaşımının hesaplanmasında yalnızca temel süre değil; Türk Ceza Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenen zamanaşımını kesen veya durduran nedenler de dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle her somut olay bakımından zamanaşımı süresi, suçun işlenme tarihi, soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile kanunda öngörülen diğer şartlar birlikte değerlendirilerek belirlenmektedir.
Uygulamada Karşılaşılan Durumlar
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu, uygulamada çoğu zaman komşuluk ilişkileri, aile içi uyuşmazlıklar, kiracı-kiraya veren ilişkileri ve işyeri kullanımına ilişkin anlaşmazlıklar sırasında gündeme gelmektedir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan örneklerden bazıları şunlardır:
- Ev sahibinin, kiracının rızası olmaksızın kiralanan konuta girmesi,
- Eski eşin veya ayrılık sürecindeki eşlerden birinin ortak yaşam alanına ilişkin uyuşmazlık yaşanması,
- Apartman deposu veya garaj gibi konut eklentilerine izinsiz girilmesi,
- Misafir olarak girilen konuttan çıkılması istenmesine rağmen içeride kalınmaya devam edilmesi,
- Mesai dışında kapalı olan işyerine izinsiz girilmesi,
- Sadece personele açık bölümlere rızaya aykırı şekilde girilmesi.
Bununla birlikte, her izinsiz giriş otomatik olarak konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturmaz. Girilen yerin hukuki niteliği, mağdurun rızasının bulunup bulunmadığı, rızanın kapsamı ve olayın gerçekleşme biçimi birlikte değerlendirilerek suçun oluşup oluşmadığı belirlenmektedir.
Yargı Uygulaması ve Hukuki Değerlendirme
Konut dokunulmazlığının ihlali suçuna ilişkin yargısal değerlendirmelerde temel ölçüt, mağdurun korunan yaşam alanına yönelik hukuka aykırı bir müdahalenin bulunup bulunmadığının tespit edilmesidir.
Bu kapsamda mahkemeler tarafından özellikle;
- Girilen yerin hukuken konut, konut eklentisi veya korunan işyeri niteliğinde olup olmadığı,
- Mağdurun geçerli bir rızasının bulunup bulunmadığı,
- Rızanın sonradan geri alınıp alınmadığı,
- Ortak kullanılan konut veya işyerlerinde rıza açıklayan kişinin buna yetkili olup olmadığı,
- Rızanın meşru bir amaca dayanıp dayanmadığı,
- Cebir, tehdit veya gece vakti unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği,
hususları ayrıntılı şekilde değerlendirilmektedir.
Özellikle ortak kullanılan konutlarda ortaya çıkan uyuşmazlıklarda, üçüncü fıkrada yer alan “meşru amaca yönelik rıza” kavramı büyük önem taşımaktadır.
Bunun yanında işyerlerine ilişkin olaylarda ise girilen alanın herkesin kullanımına açık olup olmadığı ve işyeri sahibinin giriş konusunda tasarruf yetkisinin kapsamı dikkatle incelenmektedir.
Sonuç olarak, konut dokunulmazlığının ihlali suçunda her olay kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmekte; ceza sorumluluğu, dosyada bulunan tüm hukuka uygun deliller birlikte incelendikten sonra belirlenmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu nedir?
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu; bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine veya kanunda belirtilen şartlar altında işyerine rızaya aykırı şekilde girilmesi ya da rıza ile girildikten sonra çıkılmamasını cezalandıran suç tipidir. Suç, Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinde düzenlenmiştir.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçunda mağdurun şikâyeti gerekli midir?
Evet.
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen fiiller bakımından soruşturma ve kovuşturma kural olarak mağdurun şikâyetine bağlıdır.
Şikâyet hakkının, Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesi uyarınca fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde kullanılması gerekir.
Ev sahibi, kiracının evine izinsiz girebilir mi?
Hayır.
Kiraya verilen konutun kullanım hakkı kiracıya geçtiğinden, ev sahibinin kiracının rızası olmaksızın konuta girmesi, somut olayın özelliklerine göre konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturabilir.
Her olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan hukuki değerlendirme somut olay çerçevesinde yapılmalıdır.
Misafir olarak girilen evden çıkmamak suç oluşturur mu?
Evet. Bir kişi başlangıçta konuta hukuka uygun şekilde girmiş olsa bile, konutu kullanmaya yetkili kişinin çıkmasını istemesine rağmen içeride kalmaya devam ederse, Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen seçimlik hareketlerden biri gerçekleşebilir.
Konut eklentisi ne anlama gelir?
Konut eklentisi; konutun kullanılmasını tamamlayan ve konutla fonksiyonel bütünlük oluşturan alanları ifade eder. Bahçe, garaj, depo, kömürlük, kiler veya müştemilat gibi yerler somut olayın özelliklerine göre konut eklentisi kapsamında değerlendirilebilir.
İşyerine izinsiz girilmesi her zaman suç mudur?
Hayır. Her işyerine izinsiz girilmesi otomatik olarak suç oluşturmaz. Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin ikinci fıkrası, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerlerini koruma altına almaktadır. Bu nedenle girilen alanın niteliği ve olayın özellikleri önem taşımaktadır.
Ortak kullanılan konutta eşlerden birinin rızası yeterli midir?
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, ortak kullanılan konut veya işyerlerinde ortak kullanıcılardan birinin rızası bazı durumlarda yeterli olabilir.
Ancak bu rızanın meşru bir amaca yönelik olması gerekmektedir. Rızanın hukuken geçerli olup olmadığı her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilir.
Konut dokunulmazlığının ihlali suçu gece vakti işlenirse ceza değişir mi?
Evet. Suçun cebir veya tehdit kullanılarak ya da gece vakti işlenmesi hâlinde, Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca daha ağır ceza uygulanmaktadır.
Sonuç
Konut dokunulmazlığı, bireyin özel yaşam alanını güven içerisinde kullanabilmesinin ve mahremiyetinin korunmasının temel güvencelerinden biridir.
Bu hak, yalnızca Anayasa ile güvence altına alınmış temel bir özgürlük değil, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu tarafından da ceza yaptırımıyla korunan önemli bir hukuki değerdir.
Türk Ceza Kanunu’nun 116. maddesi; konuta veya konut eklentilerine rızaya aykırı şekilde girilmesini, rıza ile girildikten sonra çıkılmamasını, belirli şartlar altında işyerlerine hukuka aykırı şekilde girilmesini ve suçun nitelikli hâllerini ayrıntılı biçimde düzenleyerek bireyin yaşam alanına yönelik hukuka aykırı müdahaleleri önlemeyi amaçlamaktadır.
Bununla birlikte her izinsiz giriş, her işyeri uyuşmazlığı veya her ortak kullanım anlaşmazlığı doğrudan konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturmaz.
Suçun oluşup oluşmadığı değerlendirilirken; girilen yerin hukuki niteliği, mağdurun rızasının bulunup bulunmadığı, rızanın kapsamı, tarafların kullanım hakkı ve olayın tüm özellikleri birlikte dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle konut dokunulmazlığının ihlali suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda, hem maddi olayın hem de ilgili hukuki ilişkinin dikkatli şekilde değerlendirilmesi, suçun kanuni unsurlarının somut deliller ışığında incelenmesi büyük önem taşımaktadır.
Konuya dair süreçte alanında uzman bir Ankara ceza avukatından destek alınması tavsiye edilmektedir.

